Bu yeryüzü panayırında hiçbir şey yapmadan durmak; sizleri seyretmek uğruna, sürekli para ve değerli şeylerimi veriyorum. Panayırın ötesi uçurumlarla dolu- birkaç kez kenarına gittim; ama gördüm ki o da eğlencenin bir parçasıymış. Kayıtsızlığımın bir nedeni de, yaşamda kendimi perdede seyrediyor gibi hissetmem. Müdahale edemiyorum (tamam, tamam "karışmak" da diyebilirim; ama, siz de müdahale etmeyin...) hiçbir şeye - yalnızca bakıyorum. Bu filme hiç ara verilmiyor; oysa susadım, sıkıldım. Ama çıkan da bir daha giremiyor, ve yanımdaki yöremdeki koltuklar ölülerle dolu; dayanamıyorum. Oyunumu beğeniyorum; ama bu oyun asla bana göre değil.
Çiçek açmış bir erik ağacı, kırk santimlik bir bambu sapı yapraklarıyla, çalılar arasında en fazla bir kol mesafede görülen saka kuşları ve baştankaralar, her çeşit çiçek ve yaprak, kuşlar, balıklar ve küçük memeliler. Her bir küçük hayat kendi evreninin merkezi olarak verilmiştir; kendi açısından bu dünyanın ve içindeki her şeyin yaratılma ereği olarak. Bu yaratıklardan her biri kendi özel ve kişisel bağımsızlık manifestosunu ilan eder; insanın kendileri üzerinde uyguladığı emperyalizme karşı; her biri hafif bir ironiyle, kozmik oyun için sadece insani kurallar koymak gibi tuhaf iddialarımızla alay eder, her biri sessizce o tanrısal totolojiyi tekrarlar durur: Ben Benim.