Gençken, ölümsüzmüşüz gibi yaşarız. Ölümsüzlük hakkındaki bilgimiz, incecik kağıt bir zar gibi sarar bizi, tenimize neredeyse dokunmaz. Hayatımızın hangi döneminde değişir bu? O zar ne zaman daha sıkı sarmaya başlar bizi; ve sonunda boğar? O zarın, hafif ama yine de inatla kalan baskısını nasıl anlarız ki o baskı asla gevşemeyeceğini bize öğretir? Başkalarında nasıl anlarız bunu? Kendimizde nasıl anlarız?
Hayal kırıklığının kötü olduğu söylenir. Düşüncesizce varılmy bir önyargı. Hayal kırıklığı yoluyla değilse hangi yolla keşfedebiliriz neler beklemiş, neler ummuş olduğumuzu? Bu keşifte değilse nerede yatar insanın kendini tanıması? Hayal kırıklığı olmazsa insan kendisi hak kında aydınlığa kavuşur mu?
Kendine karşı keşke böyle acımasızca dürüst olmasaydı! Kendini aldatmamak için savaşırken bu kadar kapılmasaydı! İnsan kendiyle ilgili gerçeği ancak kendi bulabilir, derdi.