Şimdi geriye doğtu baktığım zaman,bu tavrımızın aşırı bir tembellikten,uyuşukluktan kaynaklandığını açıkça görebiliyorum.Hiçbir şeyi protesto etmiyorduk,karşı çıkmıyorduk."Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!"diyor ama yılanın bize de dokunacağını hesap edemiyorduk.
Ama savaşın yıkıntılarının onarıldığı yıllarda, gerçek yıkıntı yüzeyde değildi. Köprüler yeniden yapılır, evler eski temelleri üzerinde daha rahat, daha konforlu ve güzel yapılar halinde yükseltilebilirdi. Ama asıl yıkıntı, ta
içimizde, kalbimiz ve ruhumuzun kötürümleştirilmesindeydi. Asıl onu harekete getirmek, yeniden çalışır hâle koymak, bilinçli ve çok zaman istiyen bir işti. Belki de kalbimizi artık hiç bir zaman eskisi kadar dengeli, mutluluk ve doğruluk yörüngesinde isler bir duruma getiremiyecektik. Yaşamağa katlansak bile, buna katlanabilecek miyiz?