Mina

Mina
@_meryemb_
Âvâzeyi bu aleme Dâvûd gibi sal. Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş. -Bâki-
Nil ve Fırat ne kadar coşkun akarsa aksın, onlarda, bu coşkunluk istikrarlı ve itidalli bir coşkunluk içindedir; bu bakımdan asla sellerin coşkunluğuyla bir tutulmazlar: birinciler besleyici ve verimli olurken; itidalden ve istikrardan mahrum bulunan sel suyu tahrip edicidir. Ben, nehir suyu olmayı öneriyorum, sel suyu olmayı değil...
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ana karnındaki çocuğa birisi dese ki, dışarda pek düzgün, pek güzel bir âlem var, enine boyuna geniş bir yeryüzü, orada nice nimetler var...sen neden bu kapkaranlık yerde mihnetler içindesin, bu daracık çarmıhta kan yemektesin, hapis içinde, pislik içinde, sıkıntılar içindesin? Çocuk kendi haline bakıp bunları inkâr eder. İşte cihandaki halk da buna benzer. Abdâl, onlara öbür âlemden bahsetti mi, bu söz onların hiç birinin kulağına girmez. Çünkü bu dünya tamahı kuvvetli ve büyük yerdedir. Tamah, kulağa bir şey duyurmaz. Nitekim o ana karnındaki çocuk da kana tamah ettiğinden, o aşağılık yurtlarda kan onun gıdası olduğundan, bedendeki kanı gönlüne sevdirir.
Amaçsızca bir bekleyişe sabır adını vermiyoruz. Amaçtan yoksun bir bekleme ancak boş bir fiil olarak düşünülebilir. Böyle bir bağlam içinde, yani sabrı amaçlı bir bekleyiş ve amaçlı bir mühlet veriş biçiminde değerlendirdiğimizde, onun şükür, tevekkül, rıza, teslimiyet.. gibi fiillerle olan iç bağıntısını kurmak da mümkün hale gelir. Ve gene sabrın amaçlı bir bekleyiş ve amaçlı bir mühlet veriş bağlamıyla ele alınması halinde, zulme, cehalete, cimriliğe karşı kullanılamayacağı, yani insan onuruna yakışmayan fiillere ve durumlara karşı kullanılmayacağı da anlaşılır. Böyle durumlarda sabır muhakkak kullanılmak gerekiyorsa, onun gereği ancak menfi durumları ortadan kaldırmak üzere acele etmekle dışa vurulabilir. Çünkü sabır mühlet vermekse, zulme, cehalete, cimriliğe.. tanınacak mühlet sıfıra indirgenerek kullanılır.
Dünya, kanatsız kara bir kuş. İnsan, bembeyaz kırlangıç. Cennet, sıcak bir yurt. Tercih senin: İster gönlündeki aydınlığı ve ruhundaki kanatları ver dünyaya, o gitsin sen kışta kal. İster ak kanatlarını sakla, kış gelince onları sıcak yurda sal. Mina
Edebiyat
İnsan, kendisinin ne olduğunu, nerden gelip nereye gittiğini merak ediyor. Böylece kendisini çeşitli görüngülere göre çeşitli biçimlerde sınıflıyor, kendini bir yerlere yerleştiriyor ve kendisine bir de o yerden bakmayı deniyor.