Mahremiyet ve güvenin ortaklaşa yaşantılarla, bir davaya baş koyuşla, bir ömrü birlikte yürüyüşle elde edildiği zamanlar geride kaldı. Artık mahremiyet ve güven kendini açmakla, hayatını başkalarına ifşa etmekle sağlanıyor. Güvenilirliğinizi kişisel hayatınızın ayrıntılarını açıklamakla sağlıyorsunuz, bakışları bireylerinin tümü üzerine çevrilmiş kalabalık önünde gizleyecek bir şeyiniz yok.
Aslında insanların özünde, saldırganca duygulardan belki daha fazla olarak, fedakârlık ve diğerkâmlık yeteneği mevcuttur. Bunun için anlayış ve empatiye hayatlarımızda daha fazla yer ayırmamız gerekiyor.
Sevdiklerin terk etmişse seni,
Bir de kırmışlarsa kalbini,
Kuyulara atılan Yusuf'u hatırla.
Ki sen hiç atılmadın kuyuya.
Dertler yakıyorsa ciğerini,
Düşünceler acıtıyorsa içini,
Eyyüb'ün yaralarını hatırla.
Ki senin yaraların bedenini sarmadı daha.
Tadamıyorsan istediğin yemeği,
Beğenmiyorsan bir de yediğini,
Peygamber torunu Hüseyin'i hatırla.
Ki sen muhtaç kalmadın bir yudum suya.
Dar geliyorsa dünya sana,
Sabredemiyorsan bütün olanlara,
Karanlıklara sabreden Yunus'u hatırla.
Ki sen girmedin bir balığın karnına.
Gurbette hasret acısı çekiyorsan,
Ya da yârin yolunu gözlüyorsan,
Peygamber aşığı Veysel Karani'yi hatırla.
Ki sen böyle bir Yâr'la imtihan olunmadın daha.
Alamıyorsan her beğendiğin elbiseyi,
Giyinemiyorsan zengin arkadaşın gibi.
Nur yüzlü Mus'ab bin Umeyr'i hatırla.
Ki sen kalmadın kefensiz daha.