Çok konuşmaz, konuştuğu zaman da içindekilerden bize bir şey sezdirmezdi. Neler hisseder, neler düşünürdü? Onu bu dünyaya bağlayan şey neydi? Hiçbirimiz bilmezdik. Acaba birisini sevdiği için mi, yoksa hiç kimseyi sevemediği için mi, bu kadar yanık, bu kadar derinden çalıyordu?
Fakat herhalde ikinci bir aşka atlamak, senin için o kadar güç olmamıştır. İnsan evvela kendi kendisinden utanır gibi olur ama, bilir misin, bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır. Vicdan azabı dedikleri şey, ancak bir hafta sürer. Ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için kâfi mazeretler tedarik etmiştir.
Ha, sonra bir üçüncü, bir dördüncüyü sevdin ve bu böyle gidiyor.
Peki ama, bu sevmek midir be adaşım, bir kadını öpmek, onu istemek sevmek midir?...
Bunca zaman aslında hapsolduğum şeyin ev olduğunu sanıyordum ama yanılmışım. En başından beri yalanlara hapsolmuşum. Neyin ne olduğunu bile bilmeden büyümüşüm ki ben. Kimin ne istediğini bilmeden...
Ve şimdi ne istediğimi bilmiyorum.
Ne tarafta olmak istediğimi bilmiyorum.
Neyi temsil ediyorum, mücadelem kiminle, ne istiyorum bilmiyorum. Nereye varacak ki bu iş, ben nereye yürüyorum?
Hırs, insanın varoluşundaki ilk maddedir bana sorarsınız. Çünkü her zaman, her savaşta o ağır basar. Buna Tanrı bile mâni olamaz. İnsan her zaman kendi çıkarları ve istekleri için her şeyi berbat etmenin bir yolunu bulur. Cennette yaşasa bile... Oradan kovulmanın bir yolunu illaki bulur. Çünkü insanın varoluşundaki ilk madde sevgi değil, hırstır. Biz karanlık varlıklarız. Hepimiz öyleyiz. Hepimizin kötülüğe eğilimi var.