Binlerce yıllık o ataerkil tozun altından çekip çıkarılmış, müthiş bir haysiyet mücadelesidir. Tanrıların dünyasında bir "hata", erkeklerin dünyasında bir "tehlike" olarak görülen bir kadının, aslında kendi yalnızlığını nasıl bir laboratuvara dönüştürdüğünü izlemek sarsıcıydı. Miller, Kirke’yi sadece büyü yapan bir cadı değil; reddedildikçe güçlenen, her darbede kendi sesini bulan ve ölümsüzlüğün sıkıcılığına karşın insan olmanın o kırılgan ama onurlu yanını seçen bir karakter olarak önümüze koyuyor. Bu kitabı okurken şunu hissettim: Kirke’nin domuzlara çevirdiği o adamlar aslında bir intikamın değil, sınır ihlallerine verilmiş en dürüst tepkinin sonucuydu; yani bu eser, bir kadının dünyadan sürgün edilişinin değil, o sürgünden kendi krallığını yaratışının epik ve son derece modern bir haykırışıdır.