Ezilenler’i benim için sadece bir roman değil, insan gururunun ne kadar yıkıcı ve aynı zamanda ne kadar yüce olabileceğine dair sarsıcı bir yüzleşmedir. Kitabı okurken, karakterlerin haksızlığa uğradıkça kendi acılarına daha sıkı sarılmalarını, adeta acıdan bir zırh örmelerini izlemek ruhumu fazlasıyla yordu; ancak bu yorgunluk, insan doğasının o en karanlık ve en şefkatli köşelerini keşfetmenin verdiği garip bir hazla birleşti. Özellikle küçük Nelly’nin o hırçın ama sevgiye aç kalbiyle, anlatıcı İvan’ın kendi mutsuzluğunu hiçe sayan o uçsuz bucaksız fedakârlığı arasındaki tezat beni derinden etkiledi. Prens Valkovski gibi "saf kötülüğü" temsil eden bir figürün karşısında, onuru için sefaleti seçen insanların o hüzünlü görkemi, modern dünyanın pragmatizmine tokat gibi inen ve okuyucuyu kendi vicdanıyla baş başa bırakan bir ağıt niteliğinde.