Ama bu gönül ilmini kitabî bilgilerle îzaha kalkışmak, o vecdi, o duyuş ve sezişi, o zevk ve hâleti, akıl vâsıtaları ile hal ve îzah eylemeye kalkışmak, onu aklın bu cehd ve gayreti eli ile katletmek demektir. Zîra dünya ölçüsünde edinilmiş ilimler insan oğlunu ruh olgunluğuna götürmez. Belki sırasında firavunlaştırır. Öyle ki kibir, gurur ve benlik tokmağı ile başını ezer...
Ey uzak, meçhul yörüngem! Yakınla kol kola yürürken görmüşler seni. Yemin ederim görmüşler, kâh yakın oluyormuşsunuz, kâh uzak. İtiraf et ikiye bölündüğünü...
Hangi yörüngedeyim şimdi?
Ey uzak, kimliğini göster!
Biz zor zamanların çocuklarıyız. Bizden gözlerinizi ayırmayın lütfen. Yaşam tarzınızı yaşam tarzımız kılma gayretiyle size tutunmaya çabalıyoruz. Tüm hoyrat ellere rağmen. Biz size tutundukça sizin de bizi tutacağınızı biliyoruz.
Tutun ki düşmesin ruhumuz. Hiçliğin, yokluğun, karanlığın ellerine düşmesin ve yanmasın ruhumuz..
(صلى الله عليه و سلم)
Ayı neden çok seviyoruz, biliyor musunuz? Siz sevmeseydiniz, biz ayı nasıl sevebilirdik? Gece vakti gözlerinizi dikip"Seni yaratanla beni yaratan aynı," deyişiniz aklımıza geliyor. Bizde sizin gibi seslenmeye çalışıyoruz aya. Ayı ne kadar güzel sevdiniz. Ay sizi ne kadar çok sevdi. Ayı her seyredişimizde gördüğümüz nur, sizin nurunuzun tecellisi oldu. Ve nurunuzla şimdide buradasınız. Yoksa ayı seyretmenin bir anlamı olur muydu? Ya da aydaki anlamı biz nasıl bulurduk? (صلى الله عليه و سلم)