Mehmet

Âlemsiz ve Âdem’siz Allâh’ı görmek kābil değildir. Böyle olunca insân-ı kâmilde zât, sıfât ve esmâ ve ef’âl müctemi’dir; ve bu mertebe vücûdun yedinci mertebesi olup, tenezzülât-ı kemâliyye-i vücûdiyye insân-ı kâmilde nihâyet bulur; ve vücûd-ı mutlakın insân-ı kâmil mertebesindeki kemâlâtı hiçbir mertebe ve etvârında müşâhed değildir. Hak insân-ı kâmil ile görür, işitir, bilir; ve bilcümle sıfât-ı kevniyye ile muttasıf olur; ve her bir mevtının ve her bir mertebenin lezâzeti ile telezzüz ve âlâmı ile müteellim olur. Hakk’ın ezvâkı insân-ı kâmilin ezvâkı; veyâ aksi olarak, insân-ı kâmilin ezvâkı Hakk’ın ezvâkıdır. İmdi kevn vücûd-ı âlemdir; ve kevn-i câmi’ dahi insân-ı kâmildir. “Âdem” denilince insân-ı kâmil anlaşılmalıdır.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ben gizli bir hazîne idim; bilinmeğe muhabbet ettim; halkı bilinmem için yarattım”25 hadîs-i kudsîsi mûcibince, vücûd mertebe-i vahdete, ya’ni hakîkat-i muhammediyye mertebesine tenezzülünden sonra kendi zâtına ve sıfâtına şuûru hasebiyle zâtında mündemic olan kemâlâtı izhâra muhabbet etti.
Aklın bir mes’elede intibâhı olsa, diğer mes’elede gaflete düşer. Onun âlem-i hakîkate doğru yürüyüşü “düşe kalka” ta’bîrine mâsadaktır.
Nitekim Hak Teâlâ buyurur: هتلكاـ ـ َش ىــلع لــمعي لك لــق (İsrâ, 17/84) [De ki: Herkes kendi tabîatı ve tarîkati üzerine amel eder.] Binâenaleyh rûh bedenden münfek olmayıp, izhâr-ı kemâl için bedene muhtaçtır; ve eczâ-yı bedene sârîdir. Onun sereyânı bedene hulûl ve beden ile ittihâd sûretiyle değildir; belki onun bedene sereyânı, vücûd-ı mutlak-ı Hakk’ın cemî’-i mevcûdâta sereyânı gibidir.
Biz yok idik; ve bizim takāzâmız dahi yok idi. Senin lutfun bizim nâ-güftemizi işitir idi. Bu taleb, yaşamak için balığın vücûdu su ve insanın vücûdu havâ-yı nesîmî taleb etmek gibidir. Zîrâ onların isti’dâd ve kābiliyyet-i vücûdiyyeleri böyledir. İşte her bir “ayn”, zât-ı ulûhiyyetten böyle iktizâ-yı zâtîsine göre tecellî talebinde bulundu. Onların isti’dâd ve kābiliyetleri ma’lûm-i ilâhî oldukda taleblerini is’âfen, Hak ma’lûmiyetleri dâiresinde tekvînlerini murâd eyledi. Binâenaleyh Hakk’ın irâdesi ilmine ve ilmi de ma’lûm olan a’yân-ı sâbiteye tâbi’ oldu.