Hikâye Cemal’in öldürülmesiyle başlıyor. Cemal, bu coğrafyayla, Nemrut’la ve geçmişle bağı olan biri. Yani ölümü tesadüf değil; daha en baştan bunu hissediyorsun.
Bu cinayet, toprağın altına gömülmüş bir sürü meselenin üstünü açıyor.
Soruşturmayı yürüten Komiser Nevzat, yine bildiğimiz gibi. Acele etmiyor çok cool bir şekilde soruşturmasını yönetiyor.yani anlıyacağınız kahramanlık peşinde değil.
Daha çok psikoloji ile yani; insanların susuşuna, kaçamak cevaplarına bakıyor. Cinayet ilerledikçe Nevzat da anlıyor ki Cemal’in ölümü, karanlık olan bir sürü sırrı açığa çıkarıyor.
Özellikle ölüm sitili ise bu hikayedeki en favori ölüm şekli bence.
Katil meselesi ise kitapta en çarpıcı noktalardan biri. Çünkü katil, baştan beri “uzak” biri değil. Aksine, Cemal’e en yakın görünen, hatta güven veren yerden geliyor.
Bu da cinayeti daha ağır kılıyor. Her bir sayfada katil tahmininin değiştiği bir kitap bu. Ölümler ise Ortada ani bir öfke değil; birikmiş hesaplar, bastırılmış duygular ve inançla ilgili detay veriyor.
Kitabı bitirdiğimde katilden çok neden bu noktaya gelindiği aklımda kaldı. Komiser Nevzat olayı çözüyor evet, ama hikâye çözüldüğü hâlde içimde kalan boşluk geçmiyor. Çünkü mesele bir kişinin ölümü değil; herkesin biraz eksilmiş olması.
Bu hikayede masum hiçbir kimse yok. Sadece suçlular ve susmuşlar var.