Kitabın ismi, beni bambaşka bir hikâyeye hazırlayacakmış gibi hissettirmişti. İlk sayfalarda konuya tam olarak hâkim olamadığımı, yer yer zorlandığımı fark ettim. Ancak birkaç sayfa ilerledikçe anlatının içine çekildim ve ana temayı kavramaya başladım. Sonrasında ise kitap, baştan sona, duyguyu adım adım derinleştirerek yüreğime ince bir hüzün bıraktı.
Okurken sık sık şu sorunun etrafında dolaştım: İnsan kendi sonunu mu hazırlar, yoksa değişmez bir kaderin izinde mi ilerler?
Ana karakterlerden biri olan Fugui’ye öylesine yaklaştım ki, onun bir adım ötesinde yürüyormuşum gibi hissettim. Yani betimlemeler o kadar güçlüydü ki, sanki sayfaların içinde ben de vardım.
Ve kitabın son sayfasını kapattığımda… hikâye bitmedi. O iki yaşlı, hâlâ yürümeye devam ediyordu.