Nisa

Mevsim kış, soğuk bir yağmur, şiddetli bir rüzgâr acınası evimin camlarına vuruyor, onların çıkardığı gürültüden başka hiçbir ses işitilmiyor, tepemde asılı eski Türk işi lamba, şu saatte Eyüp'te yanan tek lamba. İslam dünyasının kalbi Eyüp iç karartıcı bir semt, padişahların kılıç kuşandığı kutsal cami burada; bu semtin sakinleri yalnızca Müslümanların en koyusu ve herkesten daha bağnaz insan sevmez yaşlı dervişler ile türbe bekçileridir... Az önce söylediğim gibi dostunuz Loti evinde yalnız, üzerinde onu bir güzel saran tilki derisinden paltoyla kendini derviş sanmakta.
Sayfa 45 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Reklam
... Sana kalbimi açmak gitgide güçleşiyor, çünkü bakış açılarımız her gün birbirinden uzaklaşıyor. Hıristiyan dünya görüşü, inancımı yitirdikten sonra bile uzun süre ara sıra aklımı kurcaladı, belli belirsiz bir çekiciliği, avutucu bir yanı vardı bunun. Şimdi ise hiçbir anlamı kalmadı, daha boş, daha aldatıcı, daha kabul edilmez hiçbir şey bilmiyorum.
Sayfa 43 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Din
Her akşam bir Türk kahvesine gidip iki gerçek Doğulu gibi çınarlar altında nargile tüttürüyoruz ya da bizi büyüleyen Türk gölge oyunu Karagöz'ü izlemeye gidiyoruz. Her türlü çalkantının dışında yaşıyoruz, siyaset diye bir şey yok bizim için. Bununla birlikte İstanbul Hıristiyanları panik içindeler, Galata ve Unkapanı köprülerini korkudan titreyerek geçen Beyoğlu sakinleri için surların çevrelediği eski İstanbul ürkütücü bir yer.
Sayfa 36 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Abdülhamit'in Tahta Çıkışı
Abdülhamit onların ortasında ilerliyordu, üzerine altın ve değerli taşlarla bezeli eyer takımı vurulmuş, yürüyüşü yavaş ve görkemli koskocaman bir kırata binmişti. Yeşil cübbeli şeyhülislam, kaşmir sanıklı emirler, beyaz sanıkları sırma şeritlerle bezeli ulema, yüksek rütbeli paşalar, devlet ileri gelenleri, altın yaldızlı koşumları pırıltılar saçan atlar sırtında onu izliyorlardı, bir türlü sonu gelmeyen bu ağır başlı alayda art arda alışılmışın dışında yüzler geçiyordu. Bindikleri sakin hayvanların sırtında uşaklarının desteğiyle duran seksenlik din adamları halka aksakallarını gösteriyor, bağnazlık ve anlaşılmazlık yüklü karamsar bakışlarla bakıyorlardı. Yola baştan sona sayılamayacak kadar büyük bir kalabalık yığılmıştı, Batı'nın en süslü, gösterişli kalabalıkları böylesi bir Türk kalabalığının yanında çirkin ve sönük kalırdı. Kilometrelerce uzanan yol boyunca kurulmuş sekilikler meraklıların ağırlığı altında bel veriyor, bütün Batı ve Doğu giysileri birbirine karışıyordu. Eyüp sırtlarında Türk hanımlarının oluşturduğu kıpır kıpır bir kitle yayılıyordu. Her biri tepeden tırnağa parlak renkli ipek kumaşlara bürünmüş bütün bu kadın bedenleri, yalnızca siyah gözleri açıkta bırakan yaşmakların bembeyaz kıvrımları altında saklı bütün bu başlar, servilerin altında üzerleri boyalı ve küçük şekillerle bezeli mezar taşlarıyla birbirine karışıyordu. Görünüm öylesine renkli, öylesine acayipti ki, gerçekten çok sanrılı bir doğubilimcinin düşsel kompozisyonu denilebilirdi.
Sayfa 35 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
6 Eylül günü, sabahın altısında Eyüp Camii'nin ikinci iç avlusuna girmeyi başardım. Eski yapı boş ve sessizdi, iki derviş bana eşlik ediyor, böyle bir işe cüret ettikleri için tir tir titriyorlardı. Tek kelime söylemeden yerlere döşeli mermer taşlar üzerinde yürüyorduk. Cami bu sabah saatinde kar gibi beyazdı. Issız avlularda yüzlerce yaban güvercini yemleniyor, uçuşuyordu. Aba cübbeler içindeki iki derviş caminin girişini örten deri kapıyı tutup kaldırdılar ve huşu uyandıran bu mekâna, şimdiye kadar hiçbir Hıristiyan gözünün değmediği, İstanbul'daki bu en kutsal yere şöyle bir bakma fırsatını buldum.
Sayfa 33 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu