Hıristiyan olmayı denedim, başaramadım. Bu yüce yanılsama, kimi erkeklerde ve kimi kadınlarda (örneğin annelerimizde) cesareti kahramanlık ölçüsüne yükseltebilen bu yanılsama bana bağışlanmadı.
Dünyadaki Hıristiyanlar beni güldürüyor, eğer ben Hıristiyan olsaydım, onun dışında hiçbir şey gözümde değer taşımazdı; misyoner olur, İsa'ya hizmet uğruna kendimi ölüme atmak için bir yerlere giderdim. İnanın aziz dostum, zaman ve ahlak değerlerine aldırmadan yaşamak en iyi iki ilaçtır. Gitgide kalp uyuşur ve artık acı çekmez. Bu gerçek yeni değil, eminim Alfred de Musset size bu gerçeği çok daha kolay kabul edeceğiniz bir dille ifade ederdi tabii, ama insanların kuşaktan kuşağa aktardığı eski özlü sözlerden sonsuza değin doğru kalacak biri de budur. Sizin düşlediğiniz saf aşk da dostluk gibi bir yapıntıdır. Sevdiğiniz kadını unutup fingirdek birinin peşinden koşun. O ideal kadın sizden kaçıyor, iyisi mi endamı güzel bir cambazhane kızına tutulun.
Tanrı yok, ahlak yok, bize saygı duymamız gerektiği öğretilen hiçbir şey yok. Geçip giden bir hayat var, mantıklı olan ölüm denilen ürkütücü sonu beklerken bu hayattan olabildiğince haz almayı istemektir. Asıl yoksunluk hastalık, çirkinlik ve yaşlılıktır, ne siz ne de ben böylesi bir yoksunluktayız; hâlâ bir yığın kapatmamız olabilir ve hayatın tadını çıkarabiliriz.
Size kalbimi açacak, neye inandığımı açıkça söyleyeceğim: Benim ilkem, her tür ahlak kuralına, örf ve âdete rağmen hoşuma gideni yapmaktır. Ne inandığım biri ne inandığım bir şey var, hiç kimseyi, hiçbir şeyi sevmiyorum, ne inancım ne de umudum var.
Bu noktaya gelinceye kadar yirmi yedi yıl harcadım, eğer insanlar arasında ortalamadan daha aşağı düştüysem daha yukarıdan başladığım içindir.