Rus edebiyatının hatta dünya edebiyatının benim için sanırım en iyi yazarı Tolstoy'dur. Bu düşünceme bu kitabını okuyarak artık emin oldum. Daha önce okuduğum diğer kitaplarında yazarın dilini, üslubunu bakış açısını çok beğendiğimi ifade etmiştim diğer incelemelerimde ama bu kitaptan sonra benim dünya çapında en sevdiğim yazar Tolstoy olmuş oldu.
Diriliş, Tolstoy'un son eseridir. Hatta bu kitabından sonra kilise tarafından tepki aldığı söylenir. Kilisenin aldığı bu tavır karşısında kitabın içeriğini tahmin etmeniz zor olmayacaktır.
Nehlüdov adında genç bir prensin Rusya'daki halalarını ziyaret etmesi ve bu ziyaret sırasında o evde çalışan Katyuşa'yı(Maslova) iğfal ederek hamile bırakması ile olaylar başlıyor.
Nehlüdov Katyuşa'yı hamile bıraktığından habersiz orayı terk eder ve hayatına devam eder. Ama olaylar Katyuşa için farklı gelişir. Hamile olduğu anlaşılan kız o evden kovulur sonrasında geneleve girecek kadar kötü şartlarla karşı karşıya kalır. İşte asıl olay geneleve düşmesiyle başlar çünkü o evde bir cinayet işlenir ve suç Katyuşa 'nun üzerine atılır. Hapse düşen Katyuşa yargılanmak üzere mahkemeye çıktığında jüri üyelerinden biri onun orda olmasına sebep olan Nehlüdov' dur ve Nehlüdov kızı görür görmez kendi dirilişini yaşar.
Mahkemede yargılanan Katyuşa olsa da o günden sonra aslında asıl yargılanan Nehlüdov olur çünkü Nehlüdov o günden sonra kızın peşini bırakmaz ve kendini affettirmek için elinden gelen her şeyi yapar. Onunla evlenmek isteyecek kadar kendini huzursuz hisseden Nehlüdov, bu şekilde kendini rahatsız eden o ilahi cezadan kendini kurtarmayı amaçlar.
Kitap benim için istediğim gibi bitmese de ders niteliğinde bitişlerinin olması beni yine de mutlu etti.
Tolstoy'un topluma, yönetimlere, inançlara bakış açısını çok açık ve net olarak bu kitapta
Yazarımızın tarihi kitap olarak görmediği ama benim gözümde dönem kitabı olarak duran bu kitap, 17. Yüzyıl Osmanlı Devleti'nin iktidar savaşlarının - deyim yerindeyse taht savaşlarının - alegorik bir üslupla eleştirel bir tutumla anlatıldığı bir eserdir.
Yazar , günümüzde isim değiştirerek varlığını hala sürdüren iktidar - köle ilişkisini bir köle ağzından bizlere o zamanın diliyle ve Naima ile Evliya Çelebi'nin izleriyle başarılı bir şekilde sunuyor.
Karantina sürecinde izlemeye başladığım "Muhteşem Yüzyıl" dizisini izlemiş biri olarak kitabı okurken kendimi tekrar diziyi izlemiş gibi hissettim. Diziyi izlerkenki bakış açım kitabı okurken de aynıydı. Topkapı Sarayı' na alınan kölelerin Osmanlı Devleti için kapının önündeki paspas kadar bile değersiz olduğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Berbat bir yönetim anlayışı, berbat bir zihniyet . İyi ki padişahlık makamı bitmiş cumhuriyet kurulmuş dedirten vahşetler... Okurken bile dayanılmaz olan bu zulümler sadece kölelere değil bizzat hanedan üyelerine de yapılıyor.
Sürekli bir ölüm korkusu sürekli bir savaş hali insanı ölmeden öldüren bir psikoloji hali değil midir?
Gelelim iktidar yani padişah ile onun köleleri arasındaki ilişkiye. Yazarımız kitabın şöyleşi kısmında şöyle bir ifade kullanıyor:
"Bu romanı 'iktidar alevinin çevresinde dönen pervaneler' i anlatmak için yazdım." diyor. Sanırım bu cümlesi kitabı özetler nitelikte. Kraldan çok kralcıların her devirde var olduğunu var olacaklarının mesajını veriyor anlamak isteyene.
Son olarak, yukarıda iyi ki cumhuriyet ilan edildi demiştim fakat cumhuriyetin ilanıyla da hala değişmeyen birtakım zihniyetler var. Halkların kolektif bilinçaltı düşündüğümüzden daha baskın çıkıyor olacak ki daha cumhuriyetin ilk yıllarında bir başbakan asılıyor.