Yalnızlığın, umudun, bekleyişin, çaresizliğin ve çarenin iliklerimize kadar hissetirildiği bu kitabı okumayan çok şey kaçırır benden söylemesi.
Kahramanımız Giovanni Drago, bir askerdir. İlk görev yeri olan Tatar Çölü'ndeki Bastiani Kalesi' ne tayin edilir. Başta teddüt etse de zamanla orayı sever orayla bütünleşir. Öyle ki ardında bıraktığı hayata dair içinde tek bir istek kalmamıştı. Bulunduğu yerden konumdan mutludur ya da öyle düşünüyordur. Kendisini o kaleye bağlayan şey ise "umut" tur. Geride bıraktığı hayattan ne kadar umutsuz ise yeni hayatından da bir o kadar umutludur. Tıpkı bizlerin yeni yerlerden yeni insanlardan umut beklediğimiz gibi.
Kahramanımız 30 yılı aşkın bir süreyi o kalede geçirir. Her yeni günden umut beklemiş ama aceba beklediği olmuş mu.
Hayat acılarla, hüzünlerle, sükut-u hayallerle dolu. Biz bu duygularla boğuşurken çevremizdekilerin ise bunlardan bihaber oluşu bizi ayrıca üzer. Hal böyle iken bizi hayatın ipinde tutan ise küçük bir umut kırıntısı. Yolun sonunda bizi uçurumun değil cennetin beklediği düşüncesi hayatı çekilir kılıyor. Ama ya o yolun sonu cennet değil de uçurumsa. Ya onca yıl bir umutla beklenilen o güzel günler yola çıkmamış yolda kalmışsa.
Keşke her bekleyişin her sabrın sonu selamet olsa. Ama hayat bunu öğrenmemiz için bizi yıllarca bekletiyor ve o neticeyi gördüğümüz zaman da hayatımızdan yıllar geçmiş oluyor. Artık geriye dönüşün mümkün olmadığını anladığımız o an ise tam bir dram.
Okurken kendinizden çok şey bulacağınız, yer yer üzüleceğiniz hayatı sorgulayacağınız çok güzel bir kitap. İyi okumalar.
İlkokulda "Mutlu Prens" ile tanıdığımız yazar Oscar Wilde bu kitabıyla adeta tüm hünerlerini sergilemiş.
Bir nevi yarı aforizma kitabı da denilebilecek tadına doyulmaz harika bir kitaptı.
Her cümlesine her kelimesine şapkamı çıkardım.
Muhteşem bir dil zenginliğine sahip bu kitabın tamamının altını çizebilirsiniz desem abartmış olmam. Kitabı okurken diyaloglar hiç bitmesin hep konuşsunlar istedim. Yazarımızın kaleminin kuvvetine diyecek yok ancak ben çevirmenin de dilinin kuvvetli olduğu hissine kapıldım. Siz kitabı değil kitabı sizi okuyor gibi hissediyorsunuz zira. O kadar sizden o kadar yerinde.
Çoğumuzun kaybetmekten korktuğu özellikleri mutlaka vardır. Elimizden gelse donduracağımız bedenimiz, güzelliğimiz bunlardan en önemlileridir.
Dorian Gray da kaybetmekten korktuğu güzelliği, gençli üzerine gerekirse kötü olmayı ruhunu satmayı göze almış kibirli denilecek düzeyde bencilleşen bir karakter.
Kahramanımızın çevresinde de ona yol gösteren ve yoldan çıkarmaya çalışanlar vardır. Tıpkı sağımızda ve solumuzda bulunduğunu düşündüğümüz iyilik ve kötülük melekleri gibi.
Dorian, güzelliği ve gençliği için onu kötü yola sürüklemeye çalışan kişiye uyuyor. Ama yazarımız burda kişilerin aldıkları kararlarda özgür olduklarını, İyiliğin de kötülüğün de kişinin içinde var olduğunu, ortaya çıkmalarının zamanı olduğunu ifade ediyor.
Bu sefer şiddetle değil güzellikle tavsiye ediyorum. Okuyun pişman olmazsınız.