Şimdi etlerim ortadan kayboluyordu ama
çekirdeğim yeni bir yaşam düşüncesindeydi. Bir
dakika sonra şeftali olarak benden geriye hiçbir
şey kalmamıştı. Oysa çekirdeğim ne zaman ve
nasıl yeşermeye başlayacağını planlıyordu. Ben
belirli zamanlarda ölüyor ve tekrar diriliyordum.
Kendi kendime düşündüm: "Bir zamanlar vücudumun zerreleri toprak ve su idi,
bazıları da güneş ışığı. Annem bunları az az
topraktan emdi, emdi, dallarının uçlarına kadar
ulaştırdı. Sonra annem tomurcuklandı, çiçek açtı
ve yavaş yavaş ben ortaya çıktım. Vücudumdaki
tüm zerreleri az az annemin bedeninden aldım,
güneş ışınlarıyla karıştırdım. Çekirdeğim,
kabuğum ve etim oluştu ve nihayet olgun, sulu
bir şeftali oldum. Şimdi Pulad ile Sahibali beni yiyorlar. Bir süre sonra zerrelerim onların
vücutlarında et, saç, kemik olacak. Elbette bir
gün onlar da ölecek. O zaman benim vücudumun
zerreleri ne olacak?"
Annem, "Güzel kızım, güneşten kaçma. Güneş
bizim dostumuz. Toprak bize gıda verir, güneş de
onu pişirir. Üstelik sen güneş sayesinde güzelsin.
Bak, güneşten kaçınanlar nasıl da sarı benizli ve
kemikliler. Güzel kızım, bir gün güneş yere darılır
da parlamayacak olursa, yeryüzünde canlı diye
bir şey kalmaz; ne bitkiler, ne hayvanlar." derdi.