Mutsuzluk. Bu dünyada birçok mutsuz insan… hayır, bu dünya mutsuz insanlarla dolu desem abartmış olmam herhalde. Yine de utanç duymadan “topluma” gösterebilecekleri sefaletlere sahiplerdi. “Toplum” ise onların bu gösterisini hemen anlar ve onlara sempati duyardı. Öte yandan benim mutsuzluğumum tamamen kendi suçluluğumun ürünüydü, bu yüzden başvurabileceğim kimse yoktu..
Başkaları tarafından çok sevildim ama görünüşe göre onları sevme yeteneği bende yoktu. (Ya da, insanlar aleminde “sevgi” denen şeyin olup olmadığından bile şüphe ettiğimi söyleyebilirim.) Bu yüzden, benim gibi birinin yakın arkadaşının olmaması çok normaldi.
Soğuk bir sonbahar gecesiydi. Tsuneko’nun (adı buydu sanırım ancak hafızam zayıfladığı için emin değilim. Bu, nasıl bir insan olduğumla alakalı çok şeyi gösteriyor aslında. Birlikte intihar etmeyi denediğim insanın adını dahi hatırlamıyorum)…
Yanındayken rahat hissediyordum ve soytarıyı oynatmak zorunda hissetmiyordum kendimi, gerçek doğamın ortaya çıkmasına izin verdim, kasvetli, asık suratlı bir şekilde sessizce içtim.
İnsanları güldürdüğü sürece ne olduğu fark etmeksizin her şeyi yapabilirdim. Onları güldürebilirsem, onların “hayatlarına” gerçekten uymamamı önemsemezler diye düşündüm.