Simya dediğimde aklıma; sevdiğim bir manga'da bu konunun biraz daha fantastik olduğu geliyordu. Aklımdakine yakın beklenti içindeydim (Simya konusu için) fakat ekseriyetle ters köşe olmuş bulunmaktayım. Yaşayan yazar Paulo Coelho'nun üçüncü romanı. Macerayı delikanlı'nın yaşadıkları, yolda olması, kendini maceranın ve mucizelerin içinde bulunması. Ve gördüğü düşlerin içindeki ateşine fitili yakıp yola koyulmasını başarılı işlemiş. Tam bu kısım beni de Mısır'a, Kahirenin sessiz kumullarına götürdü. Keops, kefren, mikerinosu görmenin hazzına ulaştırdı. Gelelim bize didaktik anlamda kattıklarına.
Simya doğanın ilkel yollarla araştırılmasına hem de erken dönem bir ruhani felsefe disiplinine işaret eden bir terimdir. Kimya, fizik vs bilim dallarını içinde barındırır. Felsefe taşından, tutun verdiği derslere ve bilim insanlarının çalışmalarının yanında, kısaca kahramanımız olan isimsiz delikanlı'nın yaşadığı büyük bir aşka değiniyor ama. Bu aşk çok göreceli ve sürükleyic. Şu sözlerle de bitirmek istiyorum, kitapta da aynısı olmasa da benzeri bir cümle geçiyor. Bu hayatta esasında herkes başroldür. Kendi kişisel menkıbesini bulmadan ve bilmeden yaşayıp bu hayattan böylece göçen insanlar var. Sadece kişisel menkıbelerini ve yüreklerinden gelenin farkında değiller. Teşekkürler.