Zaten hayatımız tamamen zandan ibaret değil midir? Dünyada ne hakkında emin olabiliriz? Kendimizi sıhhatte zannederiz, bir gün, senelerden beri müthiş bir illete tutulduğumuzu öğreniriz. Mesuduz zannederiz, saadetimizin rüya olduğunu, aldandığımızı öğreniriz. Geleceğimizi güvende zannederiz, o anda mahvoluruz, perişan oluruz... Dostlarımızı sadık zannederiz... Velhasıl hep zannederiz, sadece zannederiz... Zaten bütün insanların hayatı yalnızca zannetmek üzerine kurulmuş değil midir? İnsanların asırlarca devam eden zanlarla neler çektiğini tarih bize ispat etmez mi?
Kederin ve gerginliğin veya kendimize saklamamız gereken başka güçlü duyguların baskısı altında uzun bir süre yaşarsak, diğer canlılardan hiçbir anlayış göremez ve isteyemezsek ve bu duyguları tamamen yok edemiyor ya da etmiyorsak, tabii olarak huzuru sıklıkla şiirde ararız. Huzuru, başkalarının bizim mevcut durumumuzla uyumlu görünen iç dökmelerinde ya da bu duygu ve düşünceleri, belki daha az müzikal ama daha isabetli, böylece daha içe işleyen ve anlayışlı, yani o an için bastırılmış ve acı içindeki kalbimizi daha çok rahatlatacak melodilerle kendimiz ifade etmeye çalışmakta ararız ve çoğu zaman buluruz da...
Bazen böylesi düşünceler beni fazlasıyla endişelendiriyordu, fakat bazen de bu sesleri şu düşüncelerle susturabiliyordum: Sevdiğim, karşımdaki insandan ziyade onun içindeki iyilikti. "Her ne safsa, her ne güzelse, her ne dürüstse ve iyi biliniyorsa, bunları düşünün." Tanrı'ya yarattıkları aracılığıyla ibadet etmek en iyisidir ve O'nun sıfatlarından bu kadarına sahip olan başka kimseyi tanımıyorum. O'nun ruhu, kendisine sadık bu kulunun içinde fazlasıyla parlıyor. Onu tanıyıp da takdir etmemek, kalbinde yer edecek başka hiçbir şey bulunmayan benim açımdan olağanüstü bir hissizlik olurdu.
İnsanın kalbi kauçuk gibidir, azıcık havayla bile şişer, fakat aşırısı da onu patlatmaz. Eğer 'hiçbir şeyden biraz fazlası' onu rahatsız ediyorsa 'her şeyden biraz daha az yeter' onu kırmaya.