Atom... Atom dünyasının proton, nötron ve elektronları... Hücre... Hücre dünyasının elemanları... Türlerini bile bilmekten aciz olduğumuz canlılar... Dünya... Dünya üzerindeki elemanlar... Dağlar, taşlar, ovalar, akarsular, denizler... Yeraltı dünyası... Sonra gezegenler, yıldızlar, Ay, Güneş, galāksiler, bütün bir feza... Özetle; bütün bir kâinat manzûmesi, belirlenen nizam ve program üzere sonsuz bir teslimiyetle Yaradan'a teslim olmuşlar, durmadan, dinlenmeden görevlerini eksiksiz yapıyorlar. Ve bütün bu mevcudat bu haliyle insanın emrine verilmiş, onun hizmetine sunulmuş, onun ibretine takdim edilmiş...
Peki, ya insan ne yapıyor? Veya insandan ne isteniyor?
Insandan istenenle, canlı-cansız bütün mahlukâtın yaptığı arasında keyfiyet olarak bir fark yok, aslında. Bütün mahlukât, yaş ve kuru her ne varsa hepsi Allah'ı zikrediyor, O'na yöneliyor, fakat insanın dışındakiler bunda şuurlu değil. Însandan istenen ise; kendi serbest iradesi ve şuurla vereceği kararla Allah'a kul olması, O'na yönelmesidir. Cenab-ı Hak, mahlukâtı emrine verdiği insana, yüce zatı'nı tanıtmak istemiştir.