En berbat hastalığım, ruhumun tarif edilemez tahribatıydı; öyle bir tahribat ki gözlerimden sessiz yaşlar döktürüyordu, yanağımdaki gözyaşını siler silmez bir başkası düşüyordu.
Her zamanki aşağılanma, kendinden şüphe etme, bunalımlı yalnızlık duygularım sönmeye yüz tutan öfkemin küllerine düşmeye başladı. Herkes benim kötücül olduğumu söylüyordu ve belki gerçekten de öyleydim
O karanlık öğleden sonra ruhum nasıl da kasvet içindeydi. Aklım nasıl karışık, tüm yüreğim nasıl isyan halindeydi! Nasıl bir karanlık ve cehalet içinde bu zihinsel savaşı sürdürüyordum! İçimde durmadan tekrarlayan soruya bir cevap bulamıyordum - neden bu acıları çekiyordum; şimdi, geriye dönüp bakınca aradan kaç yıl geçtiğini söylemeyeceğim- bunun nedenini açıkça görebiliyorum.