Sümeyye

Şimdi bakıyorum dosyalar dolusu yarınki işlere. Hiçbigün işlerimi yetiştirememişim. Hergün bir ertesi güne, hergün yarına borçlu kalmışım. Aylaklığımdan değil bu; taşıyamayacağım denli çok yük yüklenmemden. Niçin bu denli çok yüklendiğimi düşündüm. Bilinçaltımdaki çok yaşama isteğimden olacak belki de ... Bugünkü işlerimi yetiştiremezsem, onları yarın yapmak zorunda kalacağım. Yapacak işi olan kişi de ölemez ki ... Yarınlara borçlu kalmak, borçluluğunu hep duymak, borcunu ödemeye, yani yaşamaya çalışmak, yaşamak zorunda olmak... Hiç ödenemeyecek, ödendikçe daha da artacak bir borç bu.
Sayfa 10·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Babam• Dünyaların en iyi babası benim babamdır Düşmandır düşüncelerimiz Dosttur ellerimiz Dünyada tek elini öptüğüm Babamdır Kırkını geçtin adam olmadın der Başım önümde dinlerim Önünde tek başeğdiğim babamdır Sabahlara dek Kuran okur Anamın ruhuna İnanır ona kavuşacağına Bana gavur der Diş bilemeden Dünyada tek bağışladığı ben Tek bağışladığım odur Başım derde girdikçe bakar çocuklarıma Bitürlü ölemiyorum der senin yüzünden Çocuklar ortada kalacak Ölemez kahrımdan benim Yaşamak zorunda benim yüzümden Gözlerindeki ateş bakışlarında söner Tuttuğun altın olsun der Çocukluğumu tek anlayan odur Dünyaların en iyi babası benim babamdır

Sümeyye

, bir kitap okudu
Puan vermedi·225 syf.·
9 günde okudu
·
2020 38. kitabı
Orhan Kemal
8.1/10 · 419 okunma
İnsanın gavuru müslümanı olmuyor arkadaş. İnsanın insanı insan oluyor!
"Babil Kulesi"ni düşünüyordu. Herkesin kendine göre derdi vardı, herkes dertliydi. Radyoda konuşan çatlak sesli, kalın sesli, öksürüklü, aksırıklı, yahut ispenç horozunu hatırlatarak konuşan genç, dinç insanlar bile dertliydiler. Sokaklarda izmarit toplayan yalınayaklı serseri kadar, bir fabrikanın yüz binlik gelirini cebine atan, yahut muhteşem mağazasında, puro dumanlarının tüllediği yazıhanede kara kara düşünen ithalatçı, ihracatçı; traktörü geniş tarlalarını mazot kokulu homurtusuyla altüst eden büyük çiftçi, "dinamik ziraat"e rağmen hila karasaban ve öküzle toprağını eşeleyen küçük çiftçi, yancı, üçte biri; elinden ekmeği makine tarafından alınmış, işsiz ırgat ... Herkes dertliydi. Hiç kimse kimsenin derdiyle ilgili değil, herkes bildiğini okuyor, yani ayrı bir dille konuşuyordu. Tıpkı kulenin yapıldığı eski Babil şehrindeki gibi.