"çirkin zamanların ezici kuvvetiyle, bağırma isteği boğulma korkusuyla hayattayken ve henüz ayaktayken, titrek dizlerime rağmen ağrılı dişlerime rağmenlerime rağmen nereye istersen arif. karıncalanmış aklımı toz toprak kalbimi tekerliği kırık bavulumu dişi dökük hikayemi pekilerimi niçinlerimi göklerimi köklerimi alıp sen nereye istersen arif akşam üstü örgünlüğü günün her saati üstüme yapışmış bir sakız gibiyken tuz buz limon hiç bir işe yaramazken bir odam bile olmayan bu evden nereye istersen arif...
kendimi taşırım kollarımı sürürüm ardımda iz bırakmam şahit tutmam yoktum derim hiç olmadım ki bu tombul dünya benimle hiç tanışmadı tanışmasın zaten ne önemi var beni bir sen bil arif bir de yıldızler onlarla çok eski tanışıklığımız var kaç balkonlu kaç tütünlü kaç türkülü gece off off çeke çeke peş peşe bir ağlayıp bir gülerek yıldızlarla göz göze çok şey paylaştık ama hepsinden ayırdım sana bende ne varsa bir sana hiç bana. sen yürü arif ben ardında, ben ardında kokusunu arayan bir çiçek gibi yağmurunu arayan bir bulut dansını arayan bir şarkı gibi arif ben ardında... sana başladım artık hiç bir şey bitiremez beni üstüme üstüme yürüsün dünya bütün çocuklarıyla gelsin derdiyle tasasıyla tasadan kasırgasıyla insan seliyle telaşın girdabıyla silahıyla barutuyla ismin çepeçevre kalelerle kulelerle korurken beni senin ardında yürüyorum kim ne isterse söylesin...
seni sevmenin yerlisiyim artık her memlekette gurbetteyim bir senin dilini bilirim tek geçer akçem gözlerin seninle bir kez gülebilsem hiç bir ağaç teskin edemez beni...sen nereye istersen arif
ben sende ıslığını bulmuş bir rüzgar gibi, ki gibisi yüktür bu cümlenin."
tuğba karademir, kavf.