Semih

Semih
And you know life's too hard to figure out alone... Alan Parsons
Manipülatif kişi
Örneğin, bir şey talep ettiğinde (ya da öyle gözüktüğünde), talebinin hem gerçekleşmemesi hem de mümkün olmaması için çalışır. Ötekinden o an yapamayacağı bir şey talep eder ve onun üzüntüyle reddetmesi karşısında, suçlayıcı bir şekilde parmağını kaldırır: "Görüyorsun işte, yapamıyorsun!" ya da "Benim için bir şey yapmayı hiç istemiyorsun..."
Reklam
Kaygılı kişi:
Başkalarının cesaretini kırar, onları harekete geçmekten, herhangi bir insiyatif göstermekten caydırır ki bu da atıl kalmalarına neden olur. Onlarda güven yitimine yol açar; çünkü şöyle derler: "belki de haklıdır, gerçekten başaramam." Bu ataletten dolayı da sonra onları suçlayacaktır...
Kaygılı kişi gereksiz yere ortalığı telaşa verir, bu da başkalarını, zaman içerisinde, onun söylediklerine daha az önem vermeye yöneltir. Bu durum da kaygılı kişide dinlenmediği ya da söylediklerinin azımsandığı izlenimi uyandırır ki böylelikle daha da "kaygılı" ve ilgi "talep eder" hale gelir.
Kaygılı kişi kendisini teskin etmeleri için yakınlarını anlık olarak seferber etmeye çabalar... ama "teskin edilebilir" değildir! Önerilen bütün çözümleri reddeder.
18.yy Fransa Sokakları vs 21.yy Toplu Taşımaları
8/10
·264 syf.·
2024 9. kitabı
Kitaba başlarken kendimi Stephen King romanlarında olduğu gibi gerilimin sürekli üst noktalarda olduğu bir akışa hazırlamıştım. Daha önce okuduğum incelemelere birazcık da kendi hayal gücümü ekleyerek değişik beklentilere girmişim. Kitap bizleri 18.yy. Fransa'sında leş kokular eşliğinde karşılıyor. Dönemin sokaklarındaki kokuyu tarifle başlayan yazarımız okurken bile burnumuzun direğini sızlatmayı başarıyor. Böyle hoş(!) kokular eşliğinde balık temizleyen hamile bir kadının mucize diyebileceğimiz bir doğurma anına şahitlik ediyoruz. Bizim için mucize ancak onun için çok kısa sürede öleceğini tahmin ettiği bilmem kaçıncı yük, yaşamasını asla beklemiyor. Oracıkta doğuruyor ve kimsenin fark etmemesini umuyor. Tabii ki işler beklediği gibi gitmiyor ve Jean-Baptiste Grenouille balıkların arasından bizleri selamlıyor. Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere yazar bizlere koku alma duyusunun ve binbir çeşit kokunun aslında ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar hatırlatıyor. Sürekli bir şeylerin kokularının detaylı betimlemelerini okuyarak ilerliyoruz ki bu durum her okura hitap etmeyebilir. Sınıfsal farkların net bir şekilde okura yansıtıldığını görüyoruz, beklenildiği üzere baş kahramanımız, öhöm şey yani katilimiz sefalet içerisinde bir hayata gözlerini açıyor. Daha bebekken bile kilisenin ayarlamaya çalıştığı süt anneleri onu bir şekilde reddediyor. Grenouille büyüdükçe bazı fiziksel engelleri olmasının yanında kokuları net bir şekilde ayırt edebilmek gibi bir yetisi olduğunu fark ediyor. Kendisi hakkındaki bu keşif onu dünyayı öğrenmeye itiyor, koku hafızasını geliştirmek için bilmediği kokuların peşinden gitmeye başlıyor. Kendisiyle ilgili bu keşif sonrası gidebileceği en iyi yerlerden birisi olan parfüm dükkanına çırak olarak girmenin bir yolunu buluyor. İnsanı içten içe
KokuPatrick Süskind · Can Yayınları · 201827,4bin okunma