Otomatik Portakal, bana göre insan ruhunun karanlık bir laboratuvarı gibiydi…
İçeri giriyorsun ve her şey çiğ, filtresiz, rahatsız edici.
Alex’in o deli cesareti, toplumun ona biçtiği rollerle çarpışınca ortaya tuhaf bir gerçek çıkıyor, İyiliğe zorlanan insan aslında hiç iyi değilmiş diyor okuyucu.
Ve hatta Burgess sanki kulağıma eğilip “özgür değilsen, kimse sana erdem demesin” diyor okurken.
Kitap bittikten sonra içinizde bir huzursuzluk kalacak, ama o huzursuzluk tam da gerçeği görmenin sesi işte aslında. :)
insanı insan yapan şey, seçme hakkı.
Vesselam…