Öğrenimlerini tamamladıkları bu büyük şehirlerden üniversiteler ve liselerden, tamamlanmamış bir bilginin verdiği o kendini beğenmişlik ve cüretkârlıkla dolu, insan hakları, milletlerin özgürlüğü, ferdin mutluluğu gibi yüksek düşüncelerle geliyorlardı.
İnsan için ne yaşayabileceği, ne de ölebileceği bir çağ gelince yakınma neye yarardı? Evet, ne yaşayabilir, ne ölebilir ancak toprağa çakılan bir direk gibi çürüyebilirdi.
Farkında olmadan küçük kasabanın felsefesini de orada öğrenmiş oluyorlardı. Hayat anlaşılmaz bir mucizedir, boyuna harcanır, erir buna rağmen yine dayanır, sürüp gider. Tıpkı Drina'nın üstündeki köprü gibi.