Özgürlük, ebediyet ve sonsuzluk duygusundan, zamana bağlı olmamaktan, 'an'ın tutsağı olmamaktan, aldatıcı sihirli' an'ı bir kurtarıcı gibi görüp beklememekten kaynaklanır. Zamanın olmadığı yerde özgürlüğü duyumsayabiliriz ancak.
Ölümü unutmakla, kendi yarattığımız monoton, standartlaştırılmış varoluşun parçası haline geliyoruz. Bu monotonluk bir kez yaşam tarzı haline gelince, sadece onu korumaya çalışmakla kalmıyor, bu tarzı değiştirmeye kalkışmasınlar diye bireyleri köstekliyoruz. Vagonun raydan çıkmaması gerek. Görünürde hiç değişmeyen bir varoluş biçimine ayak uydurmak bize bir güvence duygusu veriyor.
Yaşadığımız, kokladığımız, gördüğümüz, dokunduğumuz her anın bir daha gelmeyeceğini hissettiğimiz anlar o kadar az ki. Yaşamı böylesine özel, böylesine benzersiz kılan şey, her şeyin yalnızca bir kez olması. Bunu algılamak, ölümün bilincine varmakla mümkün olabilir ancak.