Çiğdem

Kesinlikle okunulması gereken bir kitap...
10/10
·517 syf.··
Beğendi
·
2025 19. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 29 Temmuz 2025 12:30
!Kitap hakkında düşüncelerimi paylaşacağım. Spoiler içerir.! Bu kitabı uzun zamandır okumak istiyordum ve sonunda okuyabildim. Kitaba başlar başlamaz bu kadar uzun süre beklediğim için pişmanlık duydum. Jack London her kitabını okuduğum başucu yazarım olmasa da bu kitabı ile benim gönlümde yer etti. Bundan sonra da kalan kitaplarına özel bir ilgiyle yaklaşacağım. Bazı kitapların popülerleştiği için çok abartıldığı, aslında denildiği kadar edebi değere sahip olmadığı sıkça tartışılır. Martin Eden’ın de böyle yorumlar aldığını görmüştüm. Şu an fark ediyorum ki bu kitap yeterince abartılmıyor bile. Tüm kitap boyunca sıkı bir bağ kuruyor okuyucu. Aslında Martin fakir halindeyken bile idealize edilebilecek bir karakter. Çalışkan ve kararlı. Aşkı için her şeyi yapabilecek onurlu biri. İlk bölümde burjuvaların evinde biz de onunla beraber ezilmiş hissediyoruz. Ruth bizlere de üstün bir varlık olarak görünüyor. Kitap ilerledikçe Ruth’u ne kadar aşağılık bulacağımızdan habersiz, romantizm hasreti ile o ve Martin’in mutlu olmasını umuyoruz. Zaman ilerliyor, Martin seviye atlamak için benzeri görülmemiş bir istikrarla okuyor, okuyor, okuyor… Bir yerden sonra kendisinin de fark edeceği gibi başlangıçta etkilemek istediği Morse ailesinden çok daha üstün bir zihne ulaştığını fark ediyor. Bu sırada da aşkından gözü kör olmuş halde Ruth’un onu gerçekten sevmediğini ve nefret ettiği burjuva sınıfından başka bir şey olmadığını göremiyor. Burada ona gerçekten üzüldüm. Ruth’un Martin’i hiçbir zaman sevmediğini herkes söyleyebilir. O sadece farklı bir sosyal seviyeden gelen yakışıklı bir erkekle kadınlığını keşfetti. Hikaye planladığı gibi gitse, Martin kendisini ona göre şekillendirip daktilocu olarak işe girse, evlenseler, yine de mutlu olmayacaktı Ruth. Onu gerçekten sevmediğini o
Roman-Edebiyat
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,9bin okunma
Reklam
İntihar Dükkanı: Umudun Savaşı
8/10
·144 syf.··
2024 12. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 18 Mart 2024 09:57
Spoiler içerebilir. Kitap bana birçok duyguyu bir anda yaşattı diyebilirim. Bir sayfada neşeli insanlara kızarken, iki sayfa sonra mutsuz insanlara kızıyordum. Kim haklı, kim değil konusunda hâlâ bir karara varamadım. Kitapta bahsedilen zaman dilimi günümüzden çok ileride diye anladım. Ozon tabakası gitmiş, sülfürik asit yağmurları var, çölleşme sorunu ile karşı karşıyayız... Gelecekten beklediklerimiz de az çok böyle zaten, değil mi? Biz şu anda, bu kötü olaylar gerçekleşmeden bile onları engelleyemediğimiz için depresif bir konuma geçebiliyoruz. Şahsen dünyanın geleceği hakkında bu bakış açısında olduğumu söyleyebilirim. Elbette geleceği kurtarmaya çalışan insanlar var ve harikulade işler başarıyorlar. Fakat bu işte birlik olmadıkça çözümün büyük çapta işe yarayacağından şüpheliyim. Demek istediğim şu ki, bizler 21. yy'da durumlar böyleyken karamsarsak, birkaç yüzyıl sonra bizim tahmin ettiklerimizi yaşayan insanlar niçin mutsuz olamasın? Bu onların hakları. Felaketler içinde olan bir toplumun intihar isteğini çok doğal ve haklı buluyorum. Hayata dümdüz baktığımızda yaşama değer ne var ki? Kitapta dikkatimi çeken bir diğer şey ölüm türünün çeşitliliğiydi. En temel intihar olan iple asmaktan Alan Turing gibi elma resmedip ölmeye kadar uzanan seçenekler... İntiharın hep bir an önce olsun bitsin düşüncesiyle olması bana mantıklı gelirdi. İnsanların bile bile son anlarında acı çekecekleri bir ölümü tercih etmeleri belki de hayatlarının o dönemine kadar fazlaca acı çektiklerinin ve bu yüzden ölümlerinin de acılı olması gerektiğini düşünmelerinin bir eseridir. Ayrıca ölmek için zehirli canlıları seçen insanların, sonradan o canlılarla dost olmaları ve hayata tutunmaları da ne hoş bir detaydı. Kitabı okumaya başladığımda bu aile ve ölmek isteyen insanlar çok normal
Duygu/Düşünce
İntihar DükkânıJean Teule · Sel Yayıncılık · 202417,6bin okunma
Ölümsüzlük mü, Sonsuz Gençlik mi?
8/10
·236 syf.··
2023 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Aralık 2023 22:28
Yüzyıllar boyunca insanlık tarihinde belki de en çok istenen şey ölümsüz olmaktır. Bu istek öyle çok içimize işledi ki, hikayelerimizde ölümsüz karakterler yaratmaya başladık. Bir açıdan bakarsak aslında edebiyat ve mitolojide tamamen ölümsüz karakter yoktur. Mesela vampirler, uzun yıllar yaşayabilseler de kalplerine kazıkla ölürler. Mitolojilerde bile tanrıların ölümsüzlükleri sınırlandırılmıştır. Demek istediğim şu ki, din haricinde, tamamen ölümsüz bir varlığı hiç düşünmemişizdir, belki de düşünememişizdir. Ölüm her daim hayatımızın içindedir. Ölümsüz olmanın dertlerini, sorunlarını biliriz aslında. Mesela en basitinden sevdiğimiz herkesin ölümüne şahit olacağız. Bu ve benzeri sebepler bize ölümsüzlüğün bir hediye mi yoksa lanet mi olduğunu sorgulatır. İnsanlar genellikle ölümsüzlük istemez; aslında insanlar sonsuz gençlik ister. Bu kitapta da bu farkı görüyoruz. Bu ifade eksikliği ölümü artık bunaltıyor ve ertesi gün hiç kimse ölmüyor. Belki de kendilerini düzgün ifade etseler, "Ben sonsuza kadar genç kalmak istiyorum!" deseler, insanlar eflatun mektuplara kalmayacaktı. Bu kitaptaki ilerleyişi çok mantıklı buluyorum. Birden ölüm gitse neler olacağı tıpatıp aynı. Önce sevinç, sonra pişmanlık. İnsanın ölme hakkının elinden alınması ne acı değil mi? Kitabın konusu insanların hayal ettiği ölümsüzlük (sonsuz gençlik) olsa olayların daha farklı gelişeceğine ve insanların ölüme o kadar da tepki vermeyeceklerine eminim. Şahsen insanlar olarak ölümsüzlüğü veya sonsuz gençliği hak ettiğimizi ya da daha önemlisi bununla başa çıkabilecek düzeyde olduğumuzu düşünmüyorum. Bir hafta sonra öleceğini eflatun mektupla öğrenen bir insan neler hissediyorsa, sonsuz gençliğe sahip kişi de elbet bir müddet sonra aynı karamsarlığa düşecektir.
Roman-Edebiyat
Ölüm Bir Varmış Bir YokmuşJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202015,4bin okunma