Kitaptaki kişi kim belli değil. Bu kişi kendinden hem nefret ettirdi hem de sevdirdi. Hem herşey olmak istedi hem de hiç birşey olamadı. Yeri geldi tanrısal egoya sahip oldu yeri geldi en hiçten bile hiç oldu. Herşeyi bilmek istedi ama hiç birşeyi tam bilemedi. Sevmeden sevilmek istedi. Yalnızlığı çocukluğundan belliydi. İnsanlara karışmak istedi karıştı da sonra herşeyden tekrar bir vazgeçiş hali. Yeri geldi çok duygusal, yeri geldi en gaddar oydu. En büyük sıkıntısı belirli bir alan belirleyemeyip oradan oraya sürüklenmesiydi. Karşısına çıkan her yeni bilgi onu rüzgar gibi başka bir duruma sürükledi. İyideki kötüyü gördü, kötüdeki iyiyi... Abdürd şeylere ilgi duyan, yapılamaz şeylerin peşinden, imkansızların izinden giden bir adam.Herşeye merakla ve iştahla başladı ama hiçbirşeyi bitiremedi.Dünyayı kendi görüşleriyle şekillendirmek istedi.Gerçek benliğini bulmak isterken belki de kendine daha da çok yabancılaştı.İnsanlardan nefret etse bile sonsuza kadar yaşamak isteyen biri bu.
Ben bu kitabı hem sevdim hem de sevemedim. Bunu yaşatan da bu kişi. Bu kişinin ismi yok ama belki de bu kişi Papini. Yine de bu farklı bakış açısı bana iyi geldi.
Her insan evinin yalnızlığına gömülmüşken insanlığı büyük bir aşkla sever. Dışarı çıkar çıkmaz, konuşan ve yürüyen insanlarla, temas kurar kurmaz aşk, yerini küçümsemeye veya nefrete bırakır. Böylece yeniden uzaklaşılır ve tüm insanlara duyulan aşk yalnızlık çölünde yeniden tomurcuklanır.
Ben bir cahilim, ölçülemeyecek ve telafisi mümkün olmayacak derecede cahil. Ve işin en kötü tarafı ise, benim cehaletimin temiz havayla, huzurla hatta belli başlı bir yetenekle bütünleşebilen bir orman ya da tarla adamına özgü saf ve doğal bir cehalet olmaması. Hayır: Ben, kitapların arasında dönüp durmuş bir cahil, bir kütüphane cahili, saf bilgeliğe ulaşamadan doğallığını yitirecek derecede çok okuyup öğrenmiş bir kişiyim.