Talha Kurt

Talha Kurt
@_talhakurt
Düşünceler de insanları iyileştirebilir.
8/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2022 36. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Kasım 2022 09:58
Agatha Christie'nin bu romanı 1933 yılında İstanbul'da, Pera Palas Otel'de yazılmış. Romanın giriş bölümü de İstanbul'da geçmektedir. Tren yolculuğu sırasında yaşanan bir cinayeti konu alıyor. Sürpriz bir sonla bitiyor. Detayların çok ince bir şekilde işlenmesi etkileyiciydi. Gizem ve polisiye severlere tavsiye ediyorum.
Doğu Ekspresinde CinayetAgatha Christie · Altın Kitaplar · 201936bin okunma
Reklam
8/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2022 35. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Kasım 2022 00:12
Schopenhauer bu kitapta, insanın mutluluğunun önündeki iki engelin ıstırap ve can sıkıntısı olduğundan bahsediyor. Istırabı, ihtiyacımız olan şeyin bizde bulunmamasıyla tanımlıyor. Bir nevi birşeyden yoksun isek bu bizde ıstırap yaratıyor. Can sıkıntısını ise bir insanın gerekenden fazlasına sahip olmasıyla tanımlıyor. Örneğin, bir insanın herşeye sahip olsa bile can sıkıntısına yakalandığını ve buna yönelik arayışlara girdiğini söylüyor. Bir insan mutluluğunu ne kadar kendi dışındaki şeylerde ararsa mutsuzluğunun o derece artacağından bahsediyor. Örneğin, bir kimseye verdiğimiz değer veya paraya verdiğimiz değer ne kadar fazlaysa bunlar elimizden kayıp gittiğinde mutsuzluğumuzda o oranda artıyor. En mutlu insanı, kendine en çok yetebilen ve kendi dışındakilere bağımlılığı en az olan olarak tanımlıyor. İnsanın kendi dışındaki şeylerden çok fazla beklentiye girmemesi gerektiğini anlatıyor. Bilgisini artıran insan daha çok kederleniyor diye araya sıkıştırıyor. Herhangi bir şey okuduğumuzda bunu yazan kişinin düşündüğü gibi düşündüğümüzü, çok fazla kitap okuyan kişilerin kendi kendine düşünme yeteneğinden uzaklaştığını söylüyor. Ancak okuduğumuzu derin düşüncelerle hazmedersek işe yaradığını belirtiyor. Okuduğumuz kitaplar konusunda çok seçici olmalıymışız. Özellikle dünyanın büyük kafalarının eserlerini okumalıymışız. Kitapların büyük çoğunluğu para için yazılıyormuş. Kendi kendimize düşünerek sonuca ulaşmak, kitaptan öğrendiğimizle ulaşmaya göre daha kalıcı ve daha faydalıymış. Kitaplar bir insanı kendi düşüncelerinden uzaklaştıran ikame şeylermiş. Yazarların çoğu da saçma sapan yazıyormuş. Net bir şekilde anlatmaktansa süslü cümleler kuruyorlarmış. Bunun sebebiyse entelektüel görünmek istemeleriymiş. Günlük hayatımızda da kısa cümlelerle olayı net bir şekilde
Okumak, Yazmak ve Yaşamak ÜzerineArthur Schopenhauer · Say Yayınları · 20134,831 okunma
8/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2022 34. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 28 Ekim 2022 00:55
Oğuz Atay'ın okuduğum ikinci kitabıydı. Genel olarak bakıldığında insanın kafasını sürekli karıştıran bir kitap. Böyle bir kitap yazabilmek için ve böyle bir kitabı sabredip sonuna kadar okuyabilmek için herhalde kafayı kırmış olmak gerek. Kafa karıştıran bir kitap diye neden mi söyledim? Çünkü karakterimiz Hikmet Benol, kafasında hayali karakterler yaratıyor. Hüsamettin Tambay(Emekli Albay), Nurhayat Hanım(Dul kadın). Günlük yaşamını, geçmişini anlatırken bu karakterler de sanki gerçekmiş gibi yaşamına dahil oluyor. En iyi onlarla anlaştığını, en iyi onlarla yaşayabildiğini düşünüyor. Sürekli olarak geçmiş zaman ve şimdiki zamanda değişen bir kurgusu var. Başından geçen evliliği anlatırken bir anda evlendiği kişinin hayatını okumaya da konuk oluyoruz. Sürekli bir oyun yazmak istiyor Hikmet Benol. Nitekim, " Ülkemiz büyük bir oyun yeridir. Her sabah uyanınca, biraz isteksiz de olsak, hepimiz sahnenin bir yerinde, bizi çevreleyen büyük ve uzak dünyanın sevimli benzerini kurmak için toplanırız. Küçük topluluklar olarak, birbirimizden bağımsız davranarak ve birbirimizi seyreder günlük oyunlarımıza başlarız." diye cümle kuruyor. Kendini tanımaya ve değiştirmeye çalışırken, toplumu da unutmuyor tabiki. Çevresi tarafından, eşi tarafından hiç anlaşılmadığını düşünüyor. Gecekondu dediği evinde yaşamını sürdürürken hayata karşı yabancılaştığının farkındadır. Kendisinden ve yaşadığı toplumun ikiyüzlülüğünden de müzdariptir. Sürekli dalıp gidiyor. Gerçekle hayal arasında gidip geliyor. Biriyle konuşurken kafasında yüzlerce düşünce geçiyor. Kendisini eleştirenlere baktığında onlarda da çok fazla eleştirecek şey buluyor. Sevgi ve Bilge isminde iki önemli kadın hayatında yer buluyor. Birinin sevgisizliğinden, diğerinin bilgisizliğinden dem vuruyor. Kendi de sevgisinden emin
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
7/10
·480 syf.··
2022 33. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 25 Ekim 2022 22:58
Cesare Pavese, İtalyan edebiyatının en önemli isimlerinden biri olarak gösteriliyor. 1935-1950 yılları arasında günlük tarzında yazdığı cümleler bu kitapta toplanmış. Kitapta kendi yaşadıklarından, duygularından, sanata, politikaya, bilime bakış açısından bahsediyor. "Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum." cümlesini yazacak kadar yalnızlıkla başı belada olan biri. Varoluşsal sıkıntılar yaşıyor. Fazlasıyla duygusal. Onun bu çektiği acılarda, kadınların büyük bir payı olduğunu düşünüyor. Çünkü ne kadar severse, bağlanırsa o kadar terkediliyor. Kafasında sürekli intihar düşüncesiyle yaşıyor. 40'lı yaşlarına geldiğinde, istediği o edebiyat alanındaki başarıya ulaşıyor. Tanınan, ödüller alan bir yazar oluyor. Daha sonra yaşamak için herşeyi başardığını düşünüyor. Sevdiği kadının ondan uzaklaşmasıyla da yaşamak için artık motivasyon bulamıyor. "Tiksiniyorum bütün bunlardan. Sözler değil. Eylem. Artık yazmayacağım." diyerek hayatına son veriyor. Çok fazla duygusal olduğu için diğer insanlara zarar veremiyor ve mazoşizminin etkisiyle acılarına daha fazla katlanamayıp hıncını kendinden alarak intihar etti. Huzursuzluğun Kitabı'nın yazarı Pessoa' ya çok benzettim onu. Onun varoluşsal sorununa benzer bir durumla karşı karşıya kalmış. Yer yer, sanat alanındaki görüşlerini okuduğum kısımlarda sıkılsamda, bir insanın intihara giden yaşamına kendi yazılarından tanık olduğum için farklı bir his yaşadım. Trajik bir yaşam, trajik bir son.
Yaşama UğraşıCesare Pavese · Can Yayınları · 20212,592 okunma
6/10
·318 syf.··
2022 32. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 23 Ekim 2022 14:04
Dört bölümden oluşan kitabın bir ve ikinci bölümü Ömer Hayyam, Hasan Sabbah, Nizamülmülk ve Selçuklu döneminde ki kişilerin üzerine kurgulanmış. Tarihi kurguyla ilerliyor. Daha çok Ömer Hayyam'ın Rubaiyat eserinin üzerinde duruluyor. Ömer Hayyam ve Hassan Sabbah'ın hayat görüşünden bahsediliyor. 3 ve 4. bölüm ise Amerika'lı bir keşifin 1900'lü yılların başında Ömer Hayyam'ın kayıplara karışan Rubaiyat'ını bulmak için İran'a yolculuğunu konu alıyor. İran'daki yaşamı ve siyasal durumu anlatıyor. İlk iki bölüm gayet iyiydi ama diğer iki bölümde sıkıldım. Arap bir yazarın bizim Türk tarihimizi böyle özensiz bir şekilde kurgulamış olması, hükümdarlarımızı küçümser gibi tavır takınması hiç hoşuma gitmedi. Ya bilgisi yetersiz ya da yeterince objektif olmadığını düşünüyorum. O yüzden tarih değil de, kurgu olarak görüyorum bu kitabı. İyi okumalar.
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,7bin okunma
Reklam