Ülkemizin yetiştirdiği en önemli psikiyatristlerden biri olan Gülseren Budayıcıoğlu'nun Günahın Üç Rengi adlı kitabını okudum. Kitapta, Madalyon isimli kliniğine gelen onun deyimiyle hasta, benim deyimimle danışanlarının karşılıklı konuşmalar şeklinde hayat hikayelerine şahit oluyoruz. Hasta dediğine bakmayın öyle güzel, insanları yargılamadan, onları anlamaya çalışıyor ki neden bu kadar başarılı olduğunu anlıyorsunuz. Bir ilaç yazıp gönderebilir oysa ki... Ama onları anlamak istiyor, geçmiş yaşantılarını dinlemek ve onlara çözüm sunmak istiyor. İnsanları bu durumdan kurtarabilmesi için öncelikle onların kendilerini bağışlayabilmelerini, yadırgamadan doğruyu bulabilmelerini sağlamaya çalışıyor. Hikayelerinde sapıklık, günah olarak saydığımız konulardan bahsediyor. İnsanların cinsel tercihlerinin, ilişkilerinin, kişiliklerinin, seçimlerinin, aldatmalarının altında yatan sebeplere tanık oluyoruz. Mazoşizm, sadizm gibi kavramların insanlar üzerindeki etkisine de hikayelerinde yer vermiş. Daha çok eşcinsellik, fahişelik ve mazoşizm üzerinde durulmuş. Bu kavramların oluşmasında genetik olmak üzere, ailenin ve çevrenin etkisi kişinin seçimlerine yön veriyor. Baskıyla büyütülen bir kız çocuğu, ne kadar ailesi tarafından o tarz ortamlardan korunmaya çalışılsada aslında bu baskı ters etki yapıp onun fahişe olmasına da sebep oluyor. Fahişe deyince kulağa kötü gelebilir ama o insanların hikayelerini bir de kendilerinden dinleyince farklı bir bakış açısına sahip oluyorsunuz. Ayrıca kitapta evliliğin sorumluluklarını hatırlatıyor. Eş seçimine de değiniliyor. Mazoşizmi benimseyen kadınların Türkiye'de halen çok olmasından bahsediliyor. Kadınlar ne kadar evlerinde şiddet görsede bunların çoğunu isteyerek kabul ettiklerini söylüyor. Erkek mazoşizminin de Türkiye'de ve dünyada
Günahın Üç RengiGülseren Budayıcıoğlu · Remzi Kitabevi · 201916,5bin okunma
İnsan ruhu yalnızlığı sevmez. Yasalar bile insana ağır cezayı onu hücreye kapatıp yalnız bırakarak verirler. Siz yıllardır sanki hücre cezası çeken bir mahkum gibi, yalnız yaşamışsınız. Sevmeyi de sevilmeyi de unutmuşsunuz.
Ben insanları arabalara benzetirim. Bir gazı, bir freni, bir de direksiyonu olan arabalara. Senin araban, gaza bastın mı yerinden ok gibi fırlayıp gidiyor, ama fren sistemi pek o kadar iyi değil galiba.