“Birine şarkı yollamak, kulağının duyduğunu onunla paylaşmak iyiyiz demekten çok daha öte. Sorun yok İzmir. Değer görmeye alışsan iyi olur, çünkü hayatına beni aldın.”
Yüzümü buruşturdum, babamı düşündüm. İnsanın sevdiği insanları böyle görmesi, en güçlü sandıklarının en güçsüz hallerini kafasında canlandırması bile ellerini titretiyor.
“Derin bir nefes al. Arkana yaslan, öyle eğilip bakma
ekrana, dik dur. Çünkü sen dik durmak için yaratıldın,
dik durmak için geldin bu dünyaya.
Derin bir nefes daha al, bir nefes daha. iyice düşün,
kendini bir binanın yıkık dökük merdivenlerinde hayal et.
O merdivenlerden çıkmaya çalışıyorsun, duvarlar
yıkılıyor. Her adımında bir parça düşüyor önüne, her
adımında bir engel çıkıyor.
O bina senin hayatın.
O an, o binanın en tepesinden, enkazın içinden bir ses
duyuyorsun.
Hayal et, o sesi hayal et.
En sevdiğin insanın sesini duyuyorsun orada. Dünyada
en sevdiğin insan. Hayal et, kim olduğuna karar ver.
Biliyorum, gözünde bir görüntü, kulağında bir ses
canlandı. O ses senden yardım istiyor, o ses sana bana
yardım et diye bağırıyor, “Kimse yok mu?” diyor bu
dünyada en sevdiğin insan. Acı çekiyor, sana muhtaç.
Duvarların arasında, enkazın altında bir yerlerde o ses
seni bekliyor.
Her kim geldi aklına bilmem, ama şimdi düşün, ona
öyle bir cümleyle cevap vereceksin ki en sevdiğin insanın
tüm korkuları son bulacak.
Ona ne dersin? En sevdiğin insana, korkmaması için ne
dersin?”