İşte İnsan (Behold the Man) zamanda yolculuk fikriyle, M.S. 29 yılına gidip İsa’nın son zamanlarına tanıklık etmek üzerine bir kitap. Zamansal karmaşa denilecek geçişlerle dolu bir anlatımı var. Anlatım açık ve kaba diliyle yer yer rahatsız ediciydi.
Ana karakter, Karl Glogauer isimli nevrotik bir adam. O karmaşık anlatımda Karl’ın baba figürünün en baştan yokluğunu, çocukken bir kilise rahibinin tacizini, haçlara olan saplantısını, annesiyle olan sorunlu ilişkisini ve Jung’a olan ilgisini görüyoruz.
Kitap o dönem yahudi gruplarından Esseniler’e dair önemli bilgiler veriyor. Esseniler mistik, kapalı, herşeyi ritüellere bağlayan bir topluluk. Vaftizci Yahya’yı da kitapta bir karakter olarak görüyoruz. Hirodes’ten, Salome’den de bahsediliyor.
Karl’ın kendisinden 10 yaş büyük, katı bir ateist ve başarısız bir psikiyatrist olan sevgilisi Monica karakterini sevemedim. Monica’nın Jung’u bu kadar yermesinin temel nedeni bana göre Jung’un dine olan olumlu bakışıdır. Bir agnostik bile olsa kendisine bir cevap bulmak için zamanda yolculuk yapıp İsa’yı arayan Karl’ın esas amacıysa bence kendisine bir baba figürü bulmaktı.
Kitabın bilimkurgu yönünü zaman yolculuğu oluşturuyor. Bilimkurgu teması biraz yüzeysel kalsa da romanda esas olan din ve bilimin çatışması, dinle cinselliğin karışması, dinin temelinin korku olduğunu söyleyen görüşün aksine bireye göre bu temelin değişebileceği, kimliğini oluşturamayan bireyin kendine başka kimlik bulması gibi şeylerden bahsediliyor.
Bu ikinci okuyuşumdu. İlkine göre daha anlamlı bir okuma oldu.