Adı:
İşte İnsan
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
172
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053758211
Orijinal adı:
Behold the Man
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
İşte İnsan
İşte O Adam
Wells’in hiçbir zaman hayal edemeyeceği Zaman Makinesi’nin ta kendisi.” –Brian Aldiss

Nebula En İyi Kısa Roman Ödülü

“KORKU OLMADAN DİN HAYATTA KALAMAZ.”

Tolkien sonrası fantastik edebiyatın öncü ve en önemli yazarlarından olan Michael Moorcock yalnızca yarattığı efsanevi karakteri Elric’le değil, Yeni Dalga akımının yükselmesine sebep olan editörlüğüyle de türün kaderini doğrudan etkilemiş ender yazarlardan. Moorcock’ın kendi sınırlarını bile zorlayıp tabuları yerle bir ettiği bilimkurgu kitabı İşte İnsan ise Jungcu psikoloji temel alınarak yazılmış en cüretkâr zaman yolculuğu romanlarından biri.

Kafası sorularla dolu, problemli bir genç olan Karl Glogauer, İsa Peygamber’in son aylarına tanıklık etmek için zaman makinesiyle 1970 yılından M.S. 29 yılına yolculuk eder. Kutsal Topraklar’da Vaftizci Yahya ile karşılaşan Glogauer, bu mucizelerle dolu bölgede Nasıra’ya ulaşmak ve İsa’yı bulmak için yola çıkar.

İsa’yı bulduğunda ise hikâye oldukça çetrefilli bir hal alır zira bu tarihi figür, Nasıra’da bir marangoz dükkânının gölgelerinde saklanan ve değil peygamber olmak, hayatta kalmak için bile başkalarına ihtiyaç duyan bir insandır. Gelecekte vuku bulmuş geçmişinin peşini bırakmayan hayaletleriyle, insanlık tarihinin olması gerektiği gibi yaşanmasını sağlamak için harekete geçen Glogauer, hem yolculuğun sonuna hem de sorularının yanıtlarına adım adım yaklaşır.

Tarih değişmesin diye tarihe müdahale etmenin bedeli nedir? Fikir mi gerçekliğin sebebidir yoksa gerçeklik mi fikrin?

İşte İnsan, yanlış sorulara verilen doğru bir cevap.
172 syf.
·11 günde·10/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 30. kitap oldu. Yazar Michael Moorcock ile ise ilk defa tanıştım ve tarzını oldukça beğendim.

Bu sefer kolay bir soruyla başlangıç yapalım: Bir zaman makinesi icat edilse, inandığınız dinin nasıl doğduğunu öğrenmek için peygamberinizin zamanına gider miydiniz? Ya da bir başka deyişle, geçmişe gidip "sahabe" olmak ister miydiniz? Eminim, büyük bir oranda bu sorulara, "Evet," yanıtını vermişsinizdir. Zira ben de "Evet" diyenlerdenim. Peki geçmişe gittiğinizde yaşanan olayların hiç de size anlatıldığı gibi olmadığını görseniz ne düşünürdünüz? Şaşırırdınız ve sarsılırdınız değil mi? İşte bu kitap sizi şaşırmaya ve sarsılmaya davet ediyor...

Öncelikle bu kitaba bilimkurgu demeye pek dilim varmıyor, onu belirteyim. Zira kitaptaki bilimkurgu kavramı, sadece zaman makinesinden ibaret. Aslında kitabın türüne, tarihi kurgu demek daha doğru olacak sanırım. İlla bilimkurgu kalıbına sokmaya zorlarsak teolojik bilimkurgu diyebiliriz; ama dediğim gibi bir hayli zorlama olur bu.

Kitabın ana kahramanı, Karl Glogauer isimli bir agnostiktir. Yani, bir Tanrı'nın var olup olmadığını bilemeyeceğimizi düşünenlerden. Buna rağmen, sürekli araştıran, merak eden ve din üzerine kafa yoran bir genç. En çok merak ettiği konulardan biri ise İsa düşüncesinin kökeni ile İsa'nın yaşadığı dönemdir. İşte bu meraklı Karl, bir gün zaman makinesini icat etmeyi başaran bir bilimadamı ile tanışır ve bu bilimadamının ilk insan deneği olmayı kabul eder. Böylece Karl Glogauer, zaman makinesiyle M.S. 29 yılına; Hz. İsa'nın son zamanlarına ve çarmıha gerilişine şahit olmaya gider. Bu olaylara tanık olarak, en azından aklındaki bazı soru işaretlerini giderebileceğini düşünür. Zaman makinesi ile yaptığı yolculuktan sonra, gözlerini açtığında kendisini, M.S. 29 yılında bulur ve Nasıralı İsa'yı aramaya başlar. Kitaptaki olay örgüsü de böylece başlamış olur.

Tabii kitap sadece M.S. 29 yılını değil, bilinmeyen fakat günümüze yakın bir tarihte Karl Glogauer'in yaşadıklarını da anlatmaktadır. Karl'ın kendi yaşadığı dönem ile M.S. 29 arasında sık sık geçişler yapılarak Karl'ın iç dünyası da okuyucunun önüne sunuluyor.

Yazar kitapta yalnızca Hıristiyanlığı temel almış gibi görünse de, aslında anlatılanları diğer dinlere de uyarlamak mümkün. Kitapta Hıristiyanlığın, eski bir mit ve felsefe birikiminin yeni bir isminden ibaret olduğu, İncillerin tek yaptığının güneş mitini yeniden anlatmak olduğu, mucizelerin asla gerçekleşmediği ve sonradan uydurulduğu, Hıristiyanlık düşüncesinin İsa'dan yıllar önce ortaya çıktığı, Batı felsefesini içinde barındırdığı için Hıristiyanlığın Doğu'ya yayılamadığı ortaya konulmuş. Bu düşünceden hareketle İslamiyet'in de Doğu felsefesini içinde barındırdığını ve dolayısıyla Batı'da pek yaygın olmadığını söylemek mümkün.

Açıkçası dinin bir mit olarak kabul edildiği kitapları kendime fazlasıyla yakın buluyorum ve seviyorum. Herkesin inancına saygı duymakla birlikte, benim düşüncem de bu şekildedir. Bu konudaki şu alıntıya dikkat etmenizi rica ediyorum:

“İnsanlar ihtiyaç duyduğu zaman akla hayale gelmeyecek başlangıçlara sahip büyük bir din yaratabilirler.”

Gerçekten de yazarın bu sözüne katılmamak mümkün değil. Mesela günümüzde en yaygın olan din, bana göre Hümanizm'dir. Sanırım ben de bu dine mensubum. Her şeyden ama her şeyden önce merkezime "insan"ı koyuyorum. Bunu yaptığımdan beri de daha mutluyum.

Teoloji, tarih ve din gibi konularda eser vermek zordur. Hele ki, bu konuları bilimkurgu süzgecinden geçirmek ise gerçek bir ustalık ister. Yazarın bunu başardığını düşünüyorum. Sizin de ilginizi çektiyse mutlaka okumalısınız.
172 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Bilimkurgu-Çizgiroman ve Manga Etkinliği kapsamında yapacağım üçüncü incelemem olacak. İşte İnsan ile 1970’ler den, İsa’nın Çarmıha Gerildiği döneme yolculuk edeceğiz. Etkinlik Linki: ---->>> #28996895

Bu tarz kitaplar okuduğumda aklıma hemen izlemiş olduğum birkaç film geliyor. Bu sefer de Mel Gibson’ın yönetmenliğini yapmış olduğu “Tutku - İsa Mesih'in Çilesi” filmi aklıma geldi. Film İsa’nın son 12 saatini konu alıyor. Ana karakterimiz olan Karl Glogauer meraklı bir genç. Sırf merakından ve bu olayların yaşanıp yaşanmadığını merak ettiği için 1970 yılından M.S. 29 yılına yolculuk ediyor. Bu zaman makinesinin kim tarafından, nasıl yapıldığını kitabı okuyarak öğrenebilirsiniz. Şimdi her zaman ki gibi kitabın içeriğini bir kenara bırakıyorum ve kitabın fikir olarak neler sunduğuna bir bakalım. (Arada alıntıları kullanacağım o kadar.)

Hazırsanız başlayalım…

Bir şansınız olsa ve geçmişe gitseniz, Tarihi değiştirmek için olaylara müdahale eder misiniz? Yoksa tarihin akışını değiştirmek tüm dünyanın ve işleyişin akışını bozar düşüncesi ile kendinizin bile sonunu hazırlayacak şeylere müdahale etmez misiniz? Bilimkurgu filmlerine bakarsak zamanın işleyişine müdahale etmek hep olumsuz sonuçlar doğurur. Bazı filmlerde ise gayet te güzel sonuçlar doğuruyor. Ana karakterimiz olan Karl ise kendi seçimini kendisi yapıyor, tabi ki yazarımız Michael Moorcock’un ellerinden. Kitap Karl’ın çocukluğu ile geçmişe dönüşünü eş zamanlı olarak sunuyor. Diyaloglar kesinlikle çok başarılı kurgulanmış. Yazarlar, inançlı olsun ya da olmasın her zaman sert eleştiriler yapabilmiştir Hristiyanlığa. Özellikle kitapların kurgularında edebiyat olsun ya da farklı tarz olsun her zaman eleştirmek için bir konu, bir diyalog yaratılmıştır. Dini sorgulayan bir çok karakter türetilmiş, hafif ya da sertlik dozu ayarlanarak bazen de ayarlanmak istenmeyerek eleştiri yapılmıştır. Geçmiş dönem de bunu yapmak daha zor olsa da özellikle 1950’ler den sonra bu biraz daha kolay hale gelmiştir.

Bilinenin aksine, Amerika her ne kadar özgür düşünceli bir toplum da olsa, din konusunda her milletten biraz daha fazla bağnaz yapıya bürünebiliyor. John Lennon, Beatles’ın Amerika’da çok meşhur olması, turne biletlerinin çıkmadan tükenmesi, plakların milyonlarca satması ve televizyonların başında milyonlarca kişinin izlemesi nedeni ile bir yorum yapmıştır. Bu yorum tamamen Lennon’un muzip karakteri ile örtüşse de insanlar tabi ki farklı algılamıştır. Beatles “İsa” dan bile ünlü demişti. O an gülüp geçilen bu olay, birkaç gün içinde Beatles plaklarının yakılmasına, isyanların çıkmasına, tehditler almasına neden olmuştu. Öleceklerini düşündüklerini anılarında hep aktarmıştır grup üyeleri. Daha sonra ikinci bir basın açıklaması yapmış olmasına karşı olay tazeliğini korumuştur. Küçük bir açıklama bile Amerika’yı nasıl karıştırıyor bu örnekte görebiliyoruz. https://youtu.be/wfMmbXwH9xQ

İşte İnsan, İşte İsa, İşte Çarmıh...

Kitapta bolca İncil'den alıntılar mevcut. Bunlar olmazsa zaten kısır bir döngü olur. Incil'i hiç okudunuz ya da göz gezdirdiniz mi bilmiyorum, hikaye anlatır gibi anlatır olayları. Bir de inancınız zaten bu dine yok ise daha rahat okursunuz. Normal bir kitap okur gibi okur ve olaylara yorum yaparsınız. Okursanız bu dediğim durumu anlarsınız. Hatim etmedim ben sakin olun. :)

—Tanrım?
—Tanrım?
—Tanrım?
—Cevap Yok. (Sy.70)

Neden cevap yok? Çünkü cevap yok. Yazarımız tabuları yıkarak ilerliyor. Her bir diyalog da bir eleştiri, bir ironi mevcut. Anlatılan ile yaşananın farklı olduğu olgusu yaratılıyor diyaloglarda. Bir sorgulama metodu kullanılıyor.

"Bilgi korkuyu yok eder. Korku olmadan din hayatta kalamaz." (Sy.73)

Dinlerin tarihine bakarsanız, geçmişte kaç bin peygamber geldiği konusu biraz sıkıntılı. 124.000? 420.000? Genel tavır şu oluyor; Hz. Adem başlangıç, Hz. Muhammed son. Bu peygamberlerin arasında ne kadar peygamber var muamma. Kim kesin bir sayı verirse gerçek dışıdır çünkü kitapta da bahis eder ki elini kolunu sallayan ben peygamberim diye dolaşırmış. Herkes bir şey yayma peşindeymiş anlaşılan (?!) Kur'an-ı Kerim'de ise belli başlı peygamber isimleri geçmektedir.

"İnsanlar ihtiyaç duyduğu zaman akla hayale gelmeyecek başlangıçlara sahip büyük bir din yaratabilirler." (Sy.74)

Roma dönemi, Putperestler, Hristiyanlık, Musevilik, Müslümanlık ve daha bir çok inanış. Her dinin bambaşka hikayesi var. O yüzden inandırıcılık konusunda sorun yaşarlar ve o yüzdendir ki insanlar tek bir dine değil bir den fazla dine kendilerine göre inanış sağlarlar. Günümüzün en moda dini aslında kapitalist düzenin sevimli inananı PARA ve Müritleri. Konuyu dağıtmadan devam edeyim ve yavaş yavaş incelemeyi sonlandırayım.

Karl, hayal ettiğinden daha fazlasını yaşıyor ve iliklerine kadar hissediyor. Geçmişe dönüp olaylara tanık olmak yerine yaşıyor. Seçenekleri var ama ne kadarını nasıl kullanıyor, kadere mi razı geliyor, kendi kaderini mi yaratıyor? İzlemek yerine olaylara dahil mi oluyor, tarihine farklı bir dokunuş mu yapıyor? Karl'ın yerinde olsaydınız siz ne yapardınız? Bunun cevabını okuyunca vereceksiniz.

Dini ne kadar sorgularsanız sorgulayın asla elle tutulur, gözle görülür kanıt bulamazsınız. İnançlı biri olabilmenizin tek kuralı, inanacağınız dinin size sunduklarını kabul etmek ve sorgulamamaktır. Sorgularsanız yanıtlarınız tam cevap bulamaz ve işin içine mantık girer. Mantığın girdiği yer delik deşik olur ve uzaklaşırsınız. Akıl ve bilimi kullanarak öğrenme amaçlı bir sorgulama yaparsanız belki başka cevaplarla yine inanmaya devam edersiniz. Evrim, yaratılış, kitaplar, peygamberler, inaçsızlık... Bunların tek cevabı insanın kendisidir. Neye inanmak istersen ona iman et insan. İnanmamak bile bir şeye inanmaktır. İnançsızlığın içinde bile başka bir inanç vardır, bunu bir de bu açıdan düşünün.

Kutsal bir kitap incelemesi gibi oldu değil mi? Çünkü zamanda yolculuk edip Nasıralı İsa'yı bulmaya ve gerçek mi değil mi diye kontrol etmeye gittik.

Daha önceki incelemelerimde de dedim yine diyeyim. “İnsan ne istediğine, ne dilediğine dikkat etmeli. “ sonuçlarını kaldıramayacağımız şeylerin peşinden gitmek; kırıcı ve ruhumuzu yok edici olaylar silsilesini başlatabilir.

Ellerinden ve ayaklarından ve hatta fikirlerinden çivilenerek Çarmıha gerilen İsa mı? Karl mı? Biz miyiz?

Etkinliğe yapmış olduğum üçüncü incelememin de sonuna gelmiş bulunmaktayım.

Kitabı tavsiye eder, herkesi etkinliğimize beklerim. İyi okumalar... #28996895
172 syf.
İşte İnsan...

Merakımız başımıza neler getirecek?
Ana karakterimiz Karl'ın yerinde olup geçmişe İsa a.s. dönemine kim gitmek isterdi? Ben şahsen istemezdim hem de hiç istemezdim. Ama merak insanın başına her şey açar demişler, öyle bir imkan olsa belki ben de geçmişe gitmek isterdim.

Zor bir durum ve "Karl" ise bunu sürekli araştıran bir gençti. Neler neler yaşayacak hem kendi döneminde yaşadıkları ve geçmişte yaşadıklarını kısaca göz atalım. Hafifçe spoiler ile yine...

Ana karakterimiz Karl Glogauer kendi döneminde küçücükken bile çarmıha gelen birisi. Ve kitap böyle başlıyor ne başlama ama o kadar akıcı bir kitap ki hiç sıkılmadan okuyacağınızı düşünüyorum.

Karl'ın günümüzde yaşadıklarını düşündükçe çokta şaşırmıyorum. Yazar burada çok güzel göndermeler yapmış. Kiliseye gittiği dönemler de ilahi söyleyen Karl kilisenin papazına dikkat et... (yaklaşma ona Karl yapma evladım sen sadece almak istediğin bilgileri al gülen yüzüne kanma...)
Ahh günümüzde de yok mu? Karl'ın bir yandan Tanrı var mı yok mu derken sürekli araştırma yaparken başından geçenleri çok güzel ve heyecanı bitmeyen film gibi anlatmış yazar.

Geçmişe gidip ilk başta Yahya ile karşılaşması ve öyle bir iniş yapıyor ki Yahya ve etrafındakiler bir mucize gerçekleşti sanıyorlar. Ve burası çok önemli Yahya'nın beklediği kişi Karl mıydı? Karl ise Nasıralı Isa'nın peşinde kime sorsa tanıyan yok ve iyice aklı karışmak üzereydi. Yahya'da bir taraftan Karl'ın üstüne üstüne gidecek...
İleri ki bölümlerde karşılaşacaklar hem de ne karşılaşma, Nasıralı Isa hiç umduğu kişi değildi...

Kitap hem M.S.29 yılını hem de Karl'ın yaşadığı kendi dönemi anlatıyor, sürekli böyle geçişler ile ilerliyor. Incil'den ayetler ile hikayeyi anlatmış ve olayları ayetler ile bağlamış yazar. Bu durumda Karl'ın sonu ne olacak?

Okurken şahsen düşündüğüm gerçekleşmedi ve yazar beni çok şaşırttı ve çok akıllıcaydı çok iyi iş çıkarmış. Demem o ki okumalısınız kitabı, sürekli merak uyandıran ve inanın hiç sıkmayarak olayları anlatmış ve çok hızlı okunuyor.

Bu arada yazar sadece papazlara gönderme yapmamış bilim adamları da nasibini almış. Ve sözüm meclisten dışarı bağnaz olan arkadaşlar kaldıramayabilirler kitabı.
Neden mi? Cevabı İşte İnsan...

Herkese keyifli okumalar.
172 syf.
·2 günde·Puan vermedi
“Geleneksel din beş para etmez,” demişti Johnny. “Zamana uygun değil yani. Cevabı kendi içinde bulman gerek.”

Bilimkurgu klasiklerinden okumaya devam etme düşüncesiyle fazla beklentiye girmeden aldığım bir kitaptı ancak beklentimin çok çok üstüne çıkmayı başardı.

Ana karakterimiz Karl Glaguer bir agnostiktir ancak bu konuda sorgulamaya ve araştırmaya sürekli olarak devam etmektedir. Kız arkadaşı Monica ile yaptıkları tartışmalar da onun kafasını karıştırmaktadır. Daha sonra bir arkadaşı tarafından icat edilen bir zaman makinesi ile yolculuk fırsatı karşısına çıkar ve İsa dönemine tanıklık etme isteğiyle o zamana gider. Olayların akışında hiçbir değişiklik yapmaması gerektiğini bilerek gittiği o dönemde olayların hiç de anlatıldığı gibi olmadığını gören Karl bunun üzerine olaylara kendisi yön vermeye çalışacaktır.

Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ama son olmayacağını söyleyebilirim dili güzeldi ve kitap çok akıcıydı. İki farklı zaman dilimini aynı anda anlatıp hem karakterin kafa karışıklığına hem de geçmişe gittiğinde olan olaylara aynı anda değinmesi benim çok hoşuma gitti.
Bilimkurgu olmasının tek özelliği zaman makinesiyle yapılan yolculuğu içeriyor olması olsa da bir çırpıda biten çok akıcı bir kitap, okursanız pişman olmayacağınıza eminim.
172 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
İşte İnsan, adının özelliklerini yoğun bir seviyede taşıyan romanlardan. Meraklı, atik ve yeri geldiğinde de yorgun... Bu yüzden belki de insanı anlatan en iyi romanlardan.

İnsanı bu derece iyi anlatabilmesi için olayların merkezine koyduğu karakterini iyi bir şekilde açık edebilmesi gerekir eserin. Bu yüzden defalarca karakterin geçmişine ve iç dünyasına ziyaretlerde bulunuyoruz. Bu ziyaretler kesinlikle gereksiz ve uzatılmış değil. Karakterimizin arayışının iç yüzünü ancak bu ziyaretlerin derin çözümlemesi sonucu görebiliyoruz.

Son zamanlarda görüntü yönetmenliğini üstlendiğim bir kısa filmde işlediğimiz meseleye fazlasıyla benzer bir alt yapısı var "İşte İnsan"ın. Bu yüzden analizi yaparken yakın zamanda üzerinde durduğum aynı konulardan da yardım alabildim. İnsan, başına gelenlerin sorumlusunu aramaya meyilli bir varlıktır. İnsan işe asla kendisinden başlamaz, bir sorun varsa kesinlikle başkasından kaynaklanıyordur. Kitabın sonunda da gördüğümüz gibi, her şeyi anladığında iş işten çoktan geçmiştir.

"İşte İnsan"ın derinliği burada. Karakterimizin zaman yolculuğu ile İsa zamanına gitmesi aslında tamamen kendi içinde yaşadığı sorunlarla alakalı. Kitabın sonu hakkındaki analizimi burada bas bas bağırmak istiyorum fakat bu sürprizin ırzına geçmek gibi bir şey olur. Sadece şunu söyleyebilirim; insan kendi içinde sorunlarını çözemeyen, çözemedikçe de kendi başına iş açan bir varlıktır. Sorunlara çözümü kendi içinde aramak kötü bir şey değildir. Kötü olmayı bırakın doğru olan zaten budur. Seninle ilgili bir durumdan senden başkası kolay kolay baş sorumlu olamaz zaten. Michael Moorcock "İşte İnsan" da bunu benim yaptığımdan daha sert bir dille yapıyor elbette. Yaklaşan son kendisini hissettiriyor, fakat ne kadar hissetseniz de çarpıcı etkisi yok olmuyor. "İşte İnsan" da kendinizden bir şey bulmuyorsunuz, kitap direkt sizi size anlatıyor.
172 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
İthaki yayınlarının bayılarak okuduğum bilim kurgu klasiklerinden bir diğeri daha bilim kurgu ögesi olarak zaman makinesinden başka bir şey olmasa da... İşte İnsan

Kitabı bitirdikten sonra “Ne okudum ben ya?” dedirtiyor. Kitapların arka kapaklarını spoi yemeyim diye üstün körü okuyan biri olarak kendimi şanslı hissediyorum çünkü kitabı bitirdikten sonra dönüp baktığımda arka kapakta tüm kitabın sırrı verilmiş.

Kitap boyunca asla böyle bir son beklemiyordum gerçi kitap beni hep şaşırttı bu yüzden çok kısa bir sürede bitiverdi.

Kitapta incilden sık sık alıntılar yapılmış ve flash backler ile farklı bir anlatım kazandırılmış bunlar hoşuma gitti ama diyalogların aşırı fazla olması beni rahatsız etti.

Genel olarak hızlı akan, insana din kavranını sorgulatan, dini arayışlarımıza farklı bir bakış açısı kazanmamızı sağlayan bir eserdi okumanızı tavsiye ederim...
172 syf.
·4 günde·7/10
Merhabalar. @ithakiyayinlari 'ın #bilimkurguklasikleri 'nden çıkan İşte İnsan'ın yorumu ile geldim. Öncelikle kitabın konusundan kısaca bahsedeyim. Anlam arayışı içinde olan ve çeşitli sorunları olan Karl Glogauer, zaman makinesiyle M.S. 29 yılına giderek Hz. İsa'nın son dönemlerini görmek ister. Ama yaptığı yolculukta ulaştığı sonuç onu pek de beklediği gibi bir yere vardırmayacaktır. Her şeyden önce kitap akıcı ve çok çabuk bitiyor. O yüzden rahatlıkla okunmaya başlanabilir. Ama kitabın hem beğendiğim hem de beğenmediğim yerleri olduğunu söylemek istiyorum. Öncelikle konusu çok ilginç bir kitap ve okurken de uzun süre bu ilginçlik devam etti. Başlarda bölüm geçişlerinde sanki bir filmde çok güzel bir sahne geçişi oluyormuş hissi yaşayarak okudum. Ayrıca finali de yani kitabın özellikle üçüncü ve son kısmı gayet güzeldi. Beğenmediğim noktalar ise ana karakteri anlamak için yapılan geçmişe dönüşler bazen bana fazla uzun ve bazı yerlerde ise gereksiz geldi. Yani anlatılmak istenen asıl şey daha kısa ve daha basit anlatılsa etkileyiciliği daha fazla olabilirmiş gibime geldi. Ayrıca bir olay oldu ki acayip gereksiz geldi bana, kendi kendime dedim ki yani o kadar yolculuk yapıldı bunun için mi?(spoiler olacağı için olayı söylemiyorum). Özellikle bu bahsettiğim kısım son bölümden önce oldukça düşürdü kitaba karşı beni ama finalde yine toparladı diyebilirim. Bu anlattıklarım dışında yer yer okurken vaat ettiği şeyle verdiği şey bir değil gibi gelse de sonuçta güzel bir okuma oldu diyebilirim.
172 syf.
·7 günde·8/10
Çok değişik bir kitaptı. Karl, dinle ilişkisi küçüklükten başlamış aslında çok bağlı olmayan ama dine ilgi duyan birisi. Zaman yolculuğu yapabilme fırsatı çıkıyor önüne ve o da İsa'nın yaşadığı döneme gidiyor. Hem zaman yolculuğuna kadarki hayatını şekillendiren olayları hem de İsa döneminde yaşadıklarını okuyoruz. Yazarın dili çok akıcı, ben yoğunluğumdan dolayı uzun sürede bitirdim ama vakit olsa 1 günde bile bitirilebilecek bir kitap. En çok keyif aldığım bölüm Karl'ın sevgilisinin dini sorgulamaları ve Karl'la yaptığı tartışmalardı. Dini kurgu sevenlere tavsiye ederim.
172 syf.
·1 günde·Puan vermedi
"Korku olmadan din hayatta kalamaz"
Her kitaplarına yaptıkları gibi bu kitabın da arkasına belki de en vurucu olduğunu düşündükleri sözü yazmış ithaki. Ancak ben pek kitabi yansıttığını düşünmüyorum. Evet, kitapta genel bir dinin 'safsata' olduğu algısı var ancak, dinin korkuyla ilişkisi ortaya koyulmamıştı eserde. Eser daha çok dinin bir yanlış anlaşılmalar bütünü olduğunu veya tesadüfen oluştuğunu söylüyor, siyasi ayaklanmaların insanları bir arada tutabilecek bir gereksiniymis gibi bahsediyor ondan (üslûp olarak başaramadigini dusunuyorum ve sebebini okumuş olanlar için en aşağıda açıklayacağım ).
Yazar oldukça iyi iç içe geçirmiş zamanları ve olayları. Ben kitabı sevdim. Ancak bazı bolumler kafami karıştırdı. Isa'nin gücü olmamasına karşın körleri iyileştirdiği söyleniyordu veya karl -ana karakter- 6 ay boyunca eski Aramice öğrenmeye çalışmıştı ve bu çabanın geçmişe gideceğinden dolayı olduğunu sanarken bir anda geçmişe gitme fikrinin 1 hafta içinde ortaya çıkıp gerçekleştiğini gördüm. Karl neden 6 ay boyunca aklında en ufak bir fikir olmamasına rağmen 'Tanri'nin' unuttuğu bir dili çalışmıştı ? Kurgu eksiği.
Yazar bana Richard Dawkins'i anımsatıyor. Sanki tüm yaşantısını dinin bir yanılgı oldugunu kanıtlamaya adamış gibi. Ancak eğer argumanini bu şekilde gerçekçi olmayan bir yöntemle (anlatılanların gerceklesmesi henüz zamanda yolculugu mümkün kilmadigimiz icin mumkun gorunmuyor) ortaya koyuyorsa işe yarayacağını zannetmiyorum. Bu yorucu çabanın sebebini anlamış değilim ancak kitap bu puruzlere rağmen kendini okutuyor çünkü insanın merak duygusu her şeyi alaşağı edebilir. Bende olmamasına rağmen -cunku kitaplarin sonunda ne olacağını kestirebilmek gibi tuhaf bir tahmin yetenegim var- sonunda şaşırabilir ve belki de acaba? diyebilirsiniz :)
Ayrıca kitapta sürekli bahsedildiği gibi o nevrotik ve nihilist havayı hissediyorsunuz. Hatta natüralist eserleri okurken burundugum o kasvetli havaya giriyorum ben. Son olarak kitap bilimkurgu değil, ya da bilimkurgunun amaç değil de araç olduğunu söylemek daha mantıklı olur. Ben oldukça beğendim, çünkü şaşırtıcı bitirmiş, ve dini kurgulardan hoşlanıyorum.
Okumuş olanlar için ayrıca bir not: yazarın hıristiyanlığın yanılgı olduğunu, Isa 'nin tanrısal bir özellik taşımadığıni one sürerken argümanıni Karl'ın aslında isa olduğu şeklinde ortaya koyması tum gerçekliğin yitmesine sebep oldu. Eğer ki Isa yahya ile beraber isyan çıkarmaya çalışan siyasî bir yapılanma olsaydı ve insanları peygamber olduğu konusunda kandırıyor, bunu davasına mürit toplamak icin yapiyor olsaydi ve Karl'a bunları anlatıp onu havarilerinden biri yapsaydi okurlarına dinin siyasi bir fikrin topluma ulaşması için insanlar tarafindan uydurulan bir şey olduğu düşüncesini gerçekten aktarabilirdi. Ancak yazar Karl'i olaya direkt dahil ederek "bak gercekten boyle olmus olabilir" denme ihtimalini ortadan kaldırdı. Çünkü örneğini verdiğim durum olabilecek bir olay iken, yazarın yapmayı seçtiği kurgunun asla olmamış olduğunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla yazar gözümde isayi ağzından salyalar akan engelli biri gibi tasvir edebilecek kadar gereksiz bir din karşıtlığına bürünmüş biri ve bunu ne kadar olabilecekse o kadar mantıksız bir yoldan okuyucuya dikte etmeye çalışıyor, Ya da sadece fantastik bir roman kurgulamış ve sonunda okuru şaşırtmak istemiş ve ben onu fazla ciddiye aldım. Ancak her iki durumda da en azından benim acımdan amacını gerçekleştiremedi .
172 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Farklı bir kitapla geldim bu kez. Öncelikle söylemem gerekir ki ben bu kitabı bilim-kurgu türünde bulmadım. Ha illa bilim-kurgu diyeceksek o da sadece zaman makinesinde bir kerelik yapılan yolculuk kısmında denir. Gerisi teoloji ve yaşam felfesi üzerine kurgulanmış bir anlatı.

Çocukluğunda ve ilk gençlik yıllarında içsel yaralar almış kahramanımız Karl, ailesi tarafından ihmal edilmiş ve çevresinde çok güvendiği insanlar tarafından da istismara uğramış bir çocuk. Bir agnostik (bilinemezci) olan Karl Glogauer geçirdiği o yalnız ve üzücü yılların sonucu mu yoksa bir kişilik karmaşası mi bilinmez dönüp dolaşır sürekli dini soruşturmalarda bulur kendini. Ve bir gün İsa Peygamber'in son aylarına tanıklık etmek için zaman makinesi ile M.S 29 yılına yolculuk eder. Glogauer Kutsal Topraklar'da İsa'yı arar ve bulduğunda ise hiç beklemediği birşeyle karşılaşır. Bundan sonrası Glogauer içindeki bilinmezliğin kat kat arttığı dönemdir. Çünkü tarihi değiştirip değiştirmeme arasında kalır ve ağır sonuçlarını da gözardı etmez.

Zamanda yolculuk ile ilgili okuduğumuz her kitapta ya da izlediğimiz her filmde en temel kural şuydu " Geçmişte yaşanan zamana müdahale edemezsin!"
Peki bizler tarih değişmesin diye nelerden vazgeçebiliriz hiç düşündük mü bunu?

Hıristiyanlık ve onun nezdinde dinlerin doğuşu ile ilgili cesurca yazılmış bir yazı. Jung psikolojisinden sıkça faydalanarak iki karakter arasında geçen konuşmalarda en dikkat çeken alıntıyı vermek istiyorum:

"İnsanlar ihtiyaç duyduğu zaman akla hayale gelmeyecek başlangıçlara sahip büyük bir din yaratabilirler."

Çok düşündüren ara ara da eksik kaldığını hissettiğim farklı bir metindi.
Kitap Ağacı Adana kulübümüzün ay sonu toplantısı çok hararetli geçeceğe benziyor
"Yalnızım, diye geçirdi içinden. Ben yalnızım."
Michael Moorcock
Sayfa 18 - İthaki, Bilimkurgu Klasikleri, 1.Baskı, Çeviri: Barış Tanyeri, Nebula En İyi Kısa Roman Ödülü
—Tanrım?
—Tanrım?
—Tanrım?
—Cevap Yok.
Michael Moorcock
Sayfa 70 - İthaki, Bilimkurgu Klasikleri, 1.Baskı, Çeviri: Barış Tanyeri, Nebula En İyi Kısa Roman Ödülü
"Yalnız olmak için her daim bir sebep vardır."
Michael Moorcock
Sayfa 66 - İthaki, Bilimkurgu Klasikleri, 1.Baskı, Çeviri: Barış Tanyeri, Nebula En İyi Kısa Roman Ödülü

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İşte İnsan
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
172
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053758211
Orijinal adı:
Behold the Man
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
İşte İnsan
İşte O Adam
Wells’in hiçbir zaman hayal edemeyeceği Zaman Makinesi’nin ta kendisi.” –Brian Aldiss

Nebula En İyi Kısa Roman Ödülü

“KORKU OLMADAN DİN HAYATTA KALAMAZ.”

Tolkien sonrası fantastik edebiyatın öncü ve en önemli yazarlarından olan Michael Moorcock yalnızca yarattığı efsanevi karakteri Elric’le değil, Yeni Dalga akımının yükselmesine sebep olan editörlüğüyle de türün kaderini doğrudan etkilemiş ender yazarlardan. Moorcock’ın kendi sınırlarını bile zorlayıp tabuları yerle bir ettiği bilimkurgu kitabı İşte İnsan ise Jungcu psikoloji temel alınarak yazılmış en cüretkâr zaman yolculuğu romanlarından biri.

Kafası sorularla dolu, problemli bir genç olan Karl Glogauer, İsa Peygamber’in son aylarına tanıklık etmek için zaman makinesiyle 1970 yılından M.S. 29 yılına yolculuk eder. Kutsal Topraklar’da Vaftizci Yahya ile karşılaşan Glogauer, bu mucizelerle dolu bölgede Nasıra’ya ulaşmak ve İsa’yı bulmak için yola çıkar.

İsa’yı bulduğunda ise hikâye oldukça çetrefilli bir hal alır zira bu tarihi figür, Nasıra’da bir marangoz dükkânının gölgelerinde saklanan ve değil peygamber olmak, hayatta kalmak için bile başkalarına ihtiyaç duyan bir insandır. Gelecekte vuku bulmuş geçmişinin peşini bırakmayan hayaletleriyle, insanlık tarihinin olması gerektiği gibi yaşanmasını sağlamak için harekete geçen Glogauer, hem yolculuğun sonuna hem de sorularının yanıtlarına adım adım yaklaşır.

Tarih değişmesin diye tarihe müdahale etmenin bedeli nedir? Fikir mi gerçekliğin sebebidir yoksa gerçeklik mi fikrin?

İşte İnsan, yanlış sorulara verilen doğru bir cevap.

Kitabı okuyanlar 586 okur

  • Aynur
  • Hope 84
  • Deniz Arda Yıldız
  • Beyza Kale
  • Rabia Selcen Albayrak
  • Cansu Arsakay
  • eren hakkı.
  • Dilan Gezer
  • Kübra karakuş
  • Feyza

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%11.6 (33)
9
%17.6 (50)
8
%28.2 (80)
7
%19.7 (56)
6
%12 (34)
5
%5.6 (16)
4
%1.4 (4)
3
%0.7 (2)
2
%1.1 (3)
1
%0.7 (2)