Adı:
İşte İnsan
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
172
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053758211
Orijinal adı:
Behold the Man
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
İşte İnsan
İşte O Adam
Wells’in hiçbir zaman hayal edemeyeceği Zaman Makinesi’nin ta kendisi.” –Brian Aldiss

Nebula En İyi Kısa Roman Ödülü

“KORKU OLMADAN DİN HAYATTA KALAMAZ.”

Tolkien sonrası fantastik edebiyatın öncü ve en önemli yazarlarından olan Michael Moorcock yalnızca yarattığı efsanevi karakteri Elric’le değil, Yeni Dalga akımının yükselmesine sebep olan editörlüğüyle de türün kaderini doğrudan etkilemiş ender yazarlardan. Moorcock’ın kendi sınırlarını bile zorlayıp tabuları yerle bir ettiği bilimkurgu kitabı İşte İnsan ise Jungcu psikoloji temel alınarak yazılmış en cüretkâr zaman yolculuğu romanlarından biri.

Kafası sorularla dolu, problemli bir genç olan Karl Glogauer, İsa Peygamber’in son aylarına tanıklık etmek için zaman makinesiyle 1970 yılından M.S. 29 yılına yolculuk eder. Kutsal Topraklar’da Vaftizci Yahya ile karşılaşan Glogauer, bu mucizelerle dolu bölgede Nasıra’ya ulaşmak ve İsa’yı bulmak için yola çıkar.

İsa’yı bulduğunda ise hikâye oldukça çetrefilli bir hal alır zira bu tarihi figür, Nasıra’da bir marangoz dükkânının gölgelerinde saklanan ve değil peygamber olmak, hayatta kalmak için bile başkalarına ihtiyaç duyan bir insandır. Gelecekte vuku bulmuş geçmişinin peşini bırakmayan hayaletleriyle, insanlık tarihinin olması gerektiği gibi yaşanmasını sağlamak için harekete geçen Glogauer, hem yolculuğun sonuna hem de sorularının yanıtlarına adım adım yaklaşır.

Tarih değişmesin diye tarihe müdahale etmenin bedeli nedir? Fikir mi gerçekliğin sebebidir yoksa gerçeklik mi fikrin?

İşte İnsan, yanlış sorulara verilen doğru bir cevap.
172 syf.
·11 günde·10/10 puan
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 30. kitap oldu. Yazar Michael Moorcock ile ise ilk defa tanıştım ve tarzını oldukça beğendim.

Bu sefer kolay bir soruyla başlangıç yapalım: Bir zaman makinesi icat edilse, inandığınız dinin nasıl doğduğunu öğrenmek için peygamberinizin zamanına gider miydiniz? Ya da bir başka deyişle, geçmişe gidip "sahabe" olmak ister miydiniz? Eminim, büyük bir oranda bu sorulara, "Evet," yanıtını vermişsinizdir. Zira ben de "Evet" diyenlerdenim. Peki geçmişe gittiğinizde yaşanan olayların hiç de size anlatıldığı gibi olmadığını görseniz ne düşünürdünüz? Şaşırırdınız ve sarsılırdınız değil mi? İşte bu kitap sizi şaşırmaya ve sarsılmaya davet ediyor...

Öncelikle bu kitaba bilimkurgu demeye pek dilim varmıyor, onu belirteyim. Zira kitaptaki bilimkurgu kavramı, sadece zaman makinesinden ibaret. Aslında kitabın türüne, tarihi kurgu demek daha doğru olacak sanırım. İlla bilimkurgu kalıbına sokmaya zorlarsak teolojik bilimkurgu diyebiliriz; ama dediğim gibi bir hayli zorlama olur bu.

Kitabın ana kahramanı, Karl Glogauer isimli bir agnostiktir. Yani, bir Tanrı'nın var olup olmadığını bilemeyeceğimizi düşünenlerden. Buna rağmen, sürekli araştıran, merak eden ve din üzerine kafa yoran bir genç. En çok merak ettiği konulardan biri ise İsa düşüncesinin kökeni ile İsa'nın yaşadığı dönemdir. İşte bu meraklı Karl, bir gün zaman makinesini icat etmeyi başaran bir bilimadamı ile tanışır ve bu bilimadamının ilk insan deneği olmayı kabul eder. Böylece Karl Glogauer, zaman makinesiyle M.S. 29 yılına; Hz. İsa'nın son zamanlarına ve çarmıha gerilişine şahit olmaya gider. Bu olaylara tanık olarak, en azından aklındaki bazı soru işaretlerini giderebileceğini düşünür. Zaman makinesi ile yaptığı yolculuktan sonra, gözlerini açtığında kendisini, M.S. 29 yılında bulur ve Nasıralı İsa'yı aramaya başlar. Kitaptaki olay örgüsü de böylece başlamış olur.

Tabii kitap sadece M.S. 29 yılını değil, bilinmeyen fakat günümüze yakın bir tarihte Karl Glogauer'in yaşadıklarını da anlatmaktadır. Karl'ın kendi yaşadığı dönem ile M.S. 29 arasında sık sık geçişler yapılarak Karl'ın iç dünyası da okuyucunun önüne sunuluyor.

Yazar kitapta yalnızca Hıristiyanlığı temel almış gibi görünse de, aslında anlatılanları diğer dinlere de uyarlamak mümkün. Kitapta Hıristiyanlığın, eski bir mit ve felsefe birikiminin yeni bir isminden ibaret olduğu, İncillerin tek yaptığının güneş mitini yeniden anlatmak olduğu, mucizelerin asla gerçekleşmediği ve sonradan uydurulduğu, Hıristiyanlık düşüncesinin İsa'dan yıllar önce ortaya çıktığı, Batı felsefesini içinde barındırdığı için Hıristiyanlığın Doğu'ya yayılamadığı ortaya konulmuş. Bu düşünceden hareketle İslamiyet'in de Doğu felsefesini içinde barındırdığını ve dolayısıyla Batı'da pek yaygın olmadığını söylemek mümkün.

Açıkçası dinin bir mit olarak kabul edildiği kitapları kendime fazlasıyla yakın buluyorum ve seviyorum. Herkesin inancına saygı duymakla birlikte, benim düşüncem de bu şekildedir. Bu konudaki şu alıntıya dikkat etmenizi rica ediyorum:

“İnsanlar ihtiyaç duyduğu zaman akla hayale gelmeyecek başlangıçlara sahip büyük bir din yaratabilirler.”

Gerçekten de yazarın bu sözüne katılmamak mümkün değil. Mesela günümüzde en yaygın olan din, bana göre Hümanizm'dir. Sanırım ben de bu dine mensubum. Her şeyden ama her şeyden önce merkezime "insan"ı koyuyorum. Bunu yaptığımdan beri de daha mutluyum.

Teoloji, tarih ve din gibi konularda eser vermek zordur. Hele ki, bu konuları bilimkurgu süzgecinden geçirmek ise gerçek bir ustalık ister. Yazarın bunu başardığını düşünüyorum. Sizin de ilginizi çektiyse mutlaka okumalısınız.
172 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Bilimkurgu-Çizgiroman ve Manga Etkinliği kapsamında yapacağım üçüncü incelemem olacak. İşte İnsan ile 1970’ler den, İsa’nın Çarmıha Gerildiği döneme yolculuk edeceğiz. Etkinlik Linki: ---->>> #28996895

Bu tarz kitaplar okuduğumda aklıma hemen izlemiş olduğum birkaç film geliyor. Bu sefer de Mel Gibson’ın yönetmenliğini yapmış olduğu “Tutku - İsa Mesih'in Çilesi” filmi aklıma geldi. Film İsa’nın son 12 saatini konu alıyor. Ana karakterimiz olan Karl Glogauer meraklı bir genç. Sırf merakından ve bu olayların yaşanıp yaşanmadığını merak ettiği için 1970 yılından M.S. 29 yılına yolculuk ediyor. Bu zaman makinesinin kim tarafından, nasıl yapıldığını kitabı okuyarak öğrenebilirsiniz. Şimdi her zaman ki gibi kitabın içeriğini bir kenara bırakıyorum ve kitabın fikir olarak neler sunduğuna bir bakalım. (Arada alıntıları kullanacağım o kadar.)

Hazırsanız başlayalım…

Bir şansınız olsa ve geçmişe gitseniz, Tarihi değiştirmek için olaylara müdahale eder misiniz? Yoksa tarihin akışını değiştirmek tüm dünyanın ve işleyişin akışını bozar düşüncesi ile kendinizin bile sonunu hazırlayacak şeylere müdahale etmez misiniz? Bilimkurgu filmlerine bakarsak zamanın işleyişine müdahale etmek hep olumsuz sonuçlar doğurur. Bazı filmlerde ise gayet te güzel sonuçlar doğuruyor. Ana karakterimiz olan Karl ise kendi seçimini kendisi yapıyor, tabi ki yazarımız Michael Moorcock’un ellerinden. Kitap Karl’ın çocukluğu ile geçmişe dönüşünü eş zamanlı olarak sunuyor. Diyaloglar kesinlikle çok başarılı kurgulanmış. Yazarlar, inançlı olsun ya da olmasın her zaman sert eleştiriler yapabilmiştir Hristiyanlığa. Özellikle kitapların kurgularında edebiyat olsun ya da farklı tarz olsun her zaman eleştirmek için bir konu, bir diyalog yaratılmıştır. Dini sorgulayan bir çok karakter türetilmiş, hafif ya da sertlik dozu ayarlanarak bazen de ayarlanmak istenmeyerek eleştiri yapılmıştır. Geçmiş dönem de bunu yapmak daha zor olsa da özellikle 1950’ler den sonra bu biraz daha kolay hale gelmiştir.

Bilinenin aksine, Amerika her ne kadar özgür düşünceli bir toplum da olsa, din konusunda her milletten biraz daha fazla bağnaz yapıya bürünebiliyor. John Lennon, Beatles’ın Amerika’da çok meşhur olması, turne biletlerinin çıkmadan tükenmesi, plakların milyonlarca satması ve televizyonların başında milyonlarca kişinin izlemesi nedeni ile bir yorum yapmıştır. Bu yorum tamamen Lennon’un muzip karakteri ile örtüşse de insanlar tabi ki farklı algılamıştır. Beatles “İsa” dan bile ünlü demişti. O an gülüp geçilen bu olay, birkaç gün içinde Beatles plaklarının yakılmasına, isyanların çıkmasına, tehditler almasına neden olmuştu. Öleceklerini düşündüklerini anılarında hep aktarmıştır grup üyeleri. Daha sonra ikinci bir basın açıklaması yapmış olmasına karşı olay tazeliğini korumuştur. Küçük bir açıklama bile Amerika’yı nasıl karıştırıyor bu örnekte görebiliyoruz. https://youtu.be/wfMmbXwH9xQ

İşte İnsan, İşte İsa, İşte Çarmıh...

Kitapta bolca İncil'den alıntılar mevcut. Bunlar olmazsa zaten kısır bir döngü olur. Incil'i hiç okudunuz ya da göz gezdirdiniz mi bilmiyorum, hikaye anlatır gibi anlatır olayları. Bir de inancınız zaten bu dine yok ise daha rahat okursunuz. Normal bir kitap okur gibi okur ve olaylara yorum yaparsınız. Okursanız bu dediğim durumu anlarsınız. Hatim etmedim ben sakin olun. :)

—Tanrım?
—Tanrım?
—Tanrım?
—Cevap Yok. (Sy.70)

Neden cevap yok? Çünkü cevap yok. Yazarımız tabuları yıkarak ilerliyor. Her bir diyalog da bir eleştiri, bir ironi mevcut. Anlatılan ile yaşananın farklı olduğu olgusu yaratılıyor diyaloglarda. Bir sorgulama metodu kullanılıyor.

"Bilgi korkuyu yok eder. Korku olmadan din hayatta kalamaz." (Sy.73)

Dinlerin tarihine bakarsanız, geçmişte kaç bin peygamber geldiği konusu biraz sıkıntılı. 124.000? 420.000? Genel tavır şu oluyor; Hz. Adem başlangıç, Hz. Muhammed son. Bu peygamberlerin arasında ne kadar peygamber var muamma. Kim kesin bir sayı verirse gerçek dışıdır çünkü kitapta da bahis eder ki elini kolunu sallayan ben peygamberim diye dolaşırmış. Herkes bir şey yayma peşindeymiş anlaşılan (?!) Kur'an-ı Kerim'de ise belli başlı peygamber isimleri geçmektedir.

"İnsanlar ihtiyaç duyduğu zaman akla hayale gelmeyecek başlangıçlara sahip büyük bir din yaratabilirler." (Sy.74)

Roma dönemi, Putperestler, Hristiyanlık, Musevilik, Müslümanlık ve daha bir çok inanış. Her dinin bambaşka hikayesi var. O yüzden inandırıcılık konusunda sorun yaşarlar ve o yüzdendir ki insanlar tek bir dine değil bir den fazla dine kendilerine göre inanış sağlarlar. Günümüzün en moda dini aslında kapitalist düzenin sevimli inananı PARA ve Müritleri. Konuyu dağıtmadan devam edeyim ve yavaş yavaş incelemeyi sonlandırayım.

Karl, hayal ettiğinden daha fazlasını yaşıyor ve iliklerine kadar hissediyor. Geçmişe dönüp olaylara tanık olmak yerine yaşıyor. Seçenekleri var ama ne kadarını nasıl kullanıyor, kadere mi razı geliyor, kendi kaderini mi yaratıyor? İzlemek yerine olaylara dahil mi oluyor, tarihine farklı bir dokunuş mu yapıyor? Karl'ın yerinde olsaydınız siz ne yapardınız? Bunun cevabını okuyunca vereceksiniz.

Dini ne kadar sorgularsanız sorgulayın asla elle tutulur, gözle görülür kanıt bulamazsınız. İnançlı biri olabilmenizin tek kuralı, inanacağınız dinin size sunduklarını kabul etmek ve sorgulamamaktır. Sorgularsanız yanıtlarınız tam cevap bulamaz ve işin içine mantık girer. Mantığın girdiği yer delik deşik olur ve uzaklaşırsınız. Akıl ve bilimi kullanarak öğrenme amaçlı bir sorgulama yaparsanız belki başka cevaplarla yine inanmaya devam edersiniz. Evrim, yaratılış, kitaplar, peygamberler, inaçsızlık... Bunların tek cevabı insanın kendisidir. Neye inanmak istersen ona iman et insan. İnanmamak bile bir şeye inanmaktır. İnançsızlığın içinde bile başka bir inanç vardır, bunu bir de bu açıdan düşünün.

Kutsal bir kitap incelemesi gibi oldu değil mi? Çünkü zamanda yolculuk edip Nasıralı İsa'yı bulmaya ve gerçek mi değil mi diye kontrol etmeye gittik.

Daha önceki incelemelerimde de dedim yine diyeyim. “İnsan ne istediğine, ne dilediğine dikkat etmeli. “ sonuçlarını kaldıramayacağımız şeylerin peşinden gitmek; kırıcı ve ruhumuzu yok edici olaylar silsilesini başlatabilir.

Ellerinden ve ayaklarından ve hatta fikirlerinden çivilenerek Çarmıha gerilen İsa mı? Karl mı? Biz miyiz?

Etkinliğe yapmış olduğum üçüncü incelememin de sonuna gelmiş bulunmaktayım.

Kitabı tavsiye eder, herkesi etkinliğimize beklerim. İyi okumalar... #28996895
172 syf.
İşte İnsan...

Merakımız başımıza neler getirecek?
Ana karakterimiz Karl'ın yerinde olup geçmişe İsa a.s. dönemine kim gitmek isterdi? Ben şahsen istemezdim hem de hiç istemezdim. Ama merak insanın başına her şey açar demişler, öyle bir imkan olsa belki ben de geçmişe gitmek isterdim.

Zor bir durum ve "Karl" ise bunu sürekli araştıran bir gençti. Neler neler yaşayacak hem kendi döneminde yaşadıkları ve geçmişte yaşadıklarını kısaca göz atalım. Hafifçe spoiler ile yine...

Ana karakterimiz Karl Glogauer kendi döneminde küçücükken bile çarmıha gelen birisi. Ve kitap böyle başlıyor ne başlama ama o kadar akıcı bir kitap ki hiç sıkılmadan okuyacağınızı düşünüyorum.

Karl'ın günümüzde yaşadıklarını düşündükçe çokta şaşırmıyorum. Yazar burada çok güzel göndermeler yapmış. Kiliseye gittiği dönemler de ilahi söyleyen Karl kilisenin papazına dikkat et... (yaklaşma ona Karl yapma evladım sen sadece almak istediğin bilgileri al gülen yüzüne kanma...)
Ahh günümüzde de yok mu? Karl'ın bir yandan Tanrı var mı yok mu derken sürekli araştırma yaparken başından geçenleri çok güzel ve heyecanı bitmeyen film gibi anlatmış yazar.

Geçmişe gidip ilk başta Yahya ile karşılaşması ve öyle bir iniş yapıyor ki Yahya ve etrafındakiler bir mucize gerçekleşti sanıyorlar. Ve burası çok önemli Yahya'nın beklediği kişi Karl mıydı? Karl ise Nasıralı Isa'nın peşinde kime sorsa tanıyan yok ve iyice aklı karışmak üzereydi. Yahya'da bir taraftan Karl'ın üstüne üstüne gidecek...
İleri ki bölümlerde karşılaşacaklar hem de ne karşılaşma, Nasıralı Isa hiç umduğu kişi değildi...

Kitap hem M.S.29 yılını hem de Karl'ın yaşadığı kendi dönemi anlatıyor, sürekli böyle geçişler ile ilerliyor. Incil'den ayetler ile hikayeyi anlatmış ve olayları ayetler ile bağlamış yazar. Bu durumda Karl'ın sonu ne olacak?

Okurken şahsen düşündüğüm gerçekleşmedi ve yazar beni çok şaşırttı ve çok akıllıcaydı çok iyi iş çıkarmış. Demem o ki okumalısınız kitabı, sürekli merak uyandıran ve inanın hiç sıkmayarak olayları anlatmış ve çok hızlı okunuyor.

Bu arada yazar sadece papazlara gönderme yapmamış bilim adamları da nasibini almış. Ve sözüm meclisten dışarı bağnaz olan arkadaşlar kaldıramayabilirler kitabı.
Neden mi? Cevabı İşte İnsan...

Herkese keyifli okumalar.
172 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Kitap, Bilim kurgu ile din tarihi arasında zamanda yolculuk yapan, iki farklı zaman dilimini aynı anda tarihi yaşatan bir adamın hikayesi. Hem insanlardan uzak, hem iç içe, hem bakış açısıyla ve yaşam felsefesi farklı bir öykü. Zaman makinesi sayesinde hz. İsa rolüne bürünüyor, hem günümüz insan rolüne bürünüyor olması esere farklı akıcı bir hava katmış.
172 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
“Bilgi korkuyu yok eder. Korku olmadan din hayatta kalamaz.”

1939’da İngiltere’de doğan Michael Moorcock, fantazya ve bilimkurgu başta olmak üzere birçok öykü ve roman kaleme almış, bol ödüllü bir yazardır. Yazarın Elric Destanı (Elric: Ruh Hırsızı) serisi fantezi alanında kült diziler arasında gösterilirken, bilimkurgu türünde de önemli başarılar kazanan kitaplara sahiptir. Onlardan en önemlisi ise şüphesiz 1969’da yayımlanan ve bilimkurgu literatüründe en prestijli ödüllerden biri olarak kabul gören Nebula Ödüllü “Behold the Man”dir.

Hem İngiltere’de hem de ABD’de bilimkurgu türüne yeni bir soluk getiren “Yeni Dalga Akımı”nın öncülerinden olan Moorcock, aynı zamanda İngiliz Fantezi Ödülü, Dünya Fantezi Ödülü ve John W. Campbell Ödülü başta olmak üzere nice ödülün sahibidir. 2008 yılında Damon Knight Memorial Grand Master seçilen Michael Moorcock, günümüzde ABD’de yaşamını sürdürmektedir. Daha önce 2002 yılında Phoenix Yayınları tarafından “İşte O Adam” ismiyle yayımlanan kitap, kısa bir süre önce İthaki Yayınları’nın “Bilimkurgu Klasikleri” dizisine 35. sıradan giriş yaptı. Barış Tanyeri çevirisiyle ve “İşte O Adam” ismiyle bilimkurgu okurlarıyla buluşan kitabın kapak illüstrasyonu ise Ozan Korkut’a ait.

“Bir insan sıradan bir yaşam sürüp sıradan aktivitelerle meşgul olurken kimsenin duygularını incitmemeyi nasıl başarabilirdi? İnsanlar neden birbirlerine karşı bu kadar gaddardı? Neden savaşlar vardı?”

Karl Glouger isimli bir ana karaktere sahip olan romanda ana tema zaman makinesi ile geçmişe doğru yapılan bir yolculuk üzerine kurulu. Glouger, problemli bir çocukluk yaşasa da, sürekli araştıran, merak eden ve din üzerine kafa yoran Musevi bir gençtir. En çok merak ettiği konulardan biri ise İsa düşüncesinin kökeni, İsa’nın öldüğü dönemdeki dünyanın nasıl bir yer olduğu ve insanların İsa hakkında neler düşündükleridir.

Bir terapi grubunda yer alan Glouger, psikolojiye de ilgi duymakta ve bu bilim dalı üzerine okumalar yapmaktadır. Burada tanıştığı bilim insanlarından birinin cansız varlıkları zaman makinesi ile geçmişe gönderebildiğini fark eder. Sonrasında canlı varlıklara geçen bilim insanı işe ilk etapta hayvanlarla başlar ve sonra sıranın insanlara geleceğini belirterek ona ilk denek olmak isteyip istemediğini sorar. Bu teklifi kabul eden Gloguer, kendini bir anda M.S. 29’un dünyasında, Kutsal Topraklar’da, Esseniler adında bir kabile içinde bulur. Aklındaki soruları cevaplamak üzere, Nasıra kentine ulaşmak amacıyla bir yolculuğa çıkan Karl Glouger, geçmiş çağların insanlarınca farklı kavramlarla anılmaya başlar ve bu durum onu gitgide korkutur.

“Bu dünyada hak etmediğin hiçbir şeyi elde edemezsin. Ve her zaman hak ettiğin şeyi alacaksın diye bir kaide de yok.”

İşte İnsan, yüzde yüz bilimkurgu denilemeyecek bir roman aslında. İçinde bulundurduğu tek bilimkurgu öğesi zaman makinesi olan kitap, teolojiye meraklı okurları da yakından ilgilendiriyor. Bilim ve dinin bir araya geldiği öyküde asıl mesele bilimsel bir kurgu yaratmak değil, tarihsel bir mitin gerçekliğini sorgulamak adına bilimden yararlanmak. İşte Karl Glouger da tam olarak bunu yapıyor. Romanı okumaya devam ettikçe finali hakkında oldukça kuvvetli tahminlerde bulunmak mümkün. Yine de bu durum okur için herhangi bir engel teşkil etmiyor, aksine kurgunun gücüne güç katıyor. Büyük bir merakla okunan hikaye, okurun zihnine birçok soru işareti bırakmayı başarıyor. Yazar yalnızca tek bir dini temel alsa da, aslında anlatılanları diğer dinlere de uyarlamak mümkün.

Romanın bu şekilde tek düze ilerlemediğini, Karl’ın hayatının birçok evresinden birçok anının satır aralarında karşımıza çıktığını da söylemek gerek. Bu şekilde, Karl’ın nasıl bir çocukluk ve gençlik yaşadığını, nasıl bir ruh hali içinde yetişkinliğe doğru adım attığını, kadınlarla (özellikle de Monica ile) yaşadıklarını ve ilgi alanlarının hangi yaşlarında hangi alanlara kaydığını öğrenerek karakter analizi yapmak kolaylaşıyor. “Tarih değişmesin diye tarihe müdahale etmenin bedeli nedir? Fikir mi gerçekliğin sebebidir yoksa gerçeklik mi fikrin?” gibi sorulara kendi içinde mantıklı cevaplar vermeyi başaran roman, bir insanın çıktığı kendi içsel yolculuğunu, din üzerinden bir kılavuz arama sorununu masaya yatırıyor ve finaliyle birlikte de bu konudaki kimi algıları yıkarak sert eleştirilere imza atıyor.

“İnsanlar ihtiyaç duyduğu zaman akla hayale gelmeyecek başlangıçlara sahip büyük bir din yaratabilirler.”

Michael Moorcock’un bilimkurgu öğelerini minimumda kullanıp onlardan maksimum seviyede verim alarak başarılı bir romana imza attığını söylemek mümkün. Bilimkurgu okumayı sevmeyip tarihsel kurgudan hoşlanan okurlara da rahatlıkla tavsiye edilebilecek olan İşte İnsan, bir dinin ve o dinin simgelerinin oluşma aşamasını görmek adına eşsiz bir zaman yolculuğu vaat ediyor.
169 syf.
"SPOILER"LI İNCELE(YEME)ME...

Roman hakkında bir şeyler yazmadan geçmek istemedim, öte yandan birkaç denemeden sonra dahi cümlelerimi toparlayamadığımı fark ettim. Ben de kitaba düştüğüm notlardan bir şeyler yazmayı ve bu kitabı boş geçmemeyi uygun buldum. Bakalım ortaya nasıl bir şey çıkacak?

Kitabın başından sonuna değin süren, zaman yolculuğu serüveni sonrasında yaşananlar ve zaman yolculuğuna giden sürecin harmanlanarak anlatımı gayet güzeldi bence. Flashback'ler yerindeydi yani. Ayrıca olay akışının İncil'den pasajlarla desteklenmesi de gayet iyiydi.

Kitabı okurken Jung'un kuramlarını ve İncil'i okumamış olmanın eksikliğini hissettim. Siz siz olun, bunlara aşina olmadan kitabı okumayın, okuyacaksanız da bu konular hakkında bilgi sahibi olduktan sonra kitabı tekrar okuyun.

Syf.23'te, Karl'ın Aramice öğrenmekte zorluk çekmemesi, ırksal kökenlerine bağlanmış bazı "garip" arkadaşları tarafından. Ama bana kalırsa bu "garip" arkadaşlar haklı olabilirler. Bu konuda FOXP2 geniyle alakalı bir araştırma buldum ama konuyla tam paralellik göstermiyor. Bu konuyla alakalı bilgilendirici bir şey bulabilirsem sevinirim. İyi bir konuya benziyor.

Karl'ın, göğüsler arasında haç görmeye dayanamadığına şahit oluyoruz. Kadınları da gümüş haçlara benzetiyor. Erkekler ise tahta haçlar onun için. Hikayenin finaline bakacak olursak, eğer ki İsa asılarak ölmüş olsa bunu bir nevi idam-ölüm ereksiyonu-seks üçgenine bağlayabilirdim. Yine de haz ile ölüm arasında bağıntı kurulabilecek tek konu bu değil. Bkz. Otoerotik asfiksi. Haç - ölüm - haz bağıntısını kurduğumuzda, Karl'ın psikolojisi çok da zorlama olmasa gerek.

Karl'ın aile hayatı sağlıklı değil. Annesi onu tek başına büyütüyor (ya da büyütemiyor). Burada da İsa'ya göndermeler var gibiydi. Aslına bakacak olursanız, hikayenin ilerleyişinden Karl=İsa sonucunun çıkacağını az çok tahmin edersiniz. Bunun yanında, intihara kalkışmaları ve bunu genellikle birilerinin gelmesine yakın yapışı, ölmeyi götü yemeyip sırf "gör beni" deyişlerinin tezahürüydü. Çok acı ama durum bu. Sevgisizliğini sürekli arayışlarla dindirmeye çalışması, kadın olsun erkek olsun farklı bedenlerde huzuru bulma gayreti, bir süre bir şeylere ilgi duyup sonrasında birden terk edip başka bir şeye yönelimi... Sorunlu aile - sorunlu çocuk profiline örnek bir karakterdi kahramanımız...

Olay akışında kah isim kah soyad kullanılması kafa karıştırıcı bir hal alabiliyor yer yer. Mesela bir yerde Karl'dan Karl diye bahsederken hemen aşağısında Glogauer diye bahsediyor. Bunu başka karakterler için de yapınca işler karışıyor biraz.

Meryem ve İsa sahneye çıktığında, kutsal metinlerde anlatılanlardan çok daha farklı bir sahneyle karşı karşıya kalıyoruz. Meryem şehvetli bir yosma, İsa ise kambur, sol gözü şaşı bir gel git akıllı. Söyleyebildiği tek şey, adı... Bunun yanında, peygamber mucizesi olarak anlatılan olayların, yakın dönemde yaşayan ve bazı psikolojik sorunlar ve çözümleri hakkında bilgi sahibi biri tarafından çözülmesi, elbette ki o dönemde yaşayan insanlar tarafından mucize kabul ediliyor fakat bizim için normal bir tedavi yöntemi olarak görülebiliyor. Bunun yanında yaşanan bazı olayların (mesela bir kadının isterik körlüğünün iyileşmesi) peygamber mucizesi mi yoksa bir Placebo etkisi mi olduğunu bilemeyeceğiz sanırım. Aklıma rahmetli Kemal Sunal'ın "Üç Kağıtçı" filmi geldi ister istemez...

Syf.144: "Hatırlayabildiğim kadar aynı olmalı. Zorluklar olacak, farklılıklar olacak ama en azından temel yapıyı oluşturmalıyım."
Burada şu soruyu sormadan edemedim. Bu şekilde düşünüyorken Karl, Yeni Ahit'te öğrendiği hikayenin aslına uygun bir temsilini gerçekleştiriyordu. Fakat düzelttiği imaj, hatırladığı o sahneler kimin eseriydi? İsa hep, o yosma kadının, yarı şeytan birinden peydahladığını düşündüğü çocuksa, Yeni Ahit'teki İsa kimdi? Karl, öğrendiği İsa'yı inşa etti ama onun inandığı İsa'yı kim inşa etti? Kendisinden önce zamanda yolculuk etmiş başka bir İsa mı vardı yoksa?
172 syf.
·3 günde·7/10 puan·Ne Okusam'dan
Spoiler içerebilir!
Tarihin akışını değiştirmemek için uğraşan ve bunun için kendini feda bir karakteri biraz sıradışı buldum. Güzel ve ilginç bir konu üzerine yerleştirilmiş bu karakter , bana göre tam olarak kitapta yansıtılmak istenilen mesajı ya da her neyse üzerine alamamış. Kitap sık sık geçmişe (yani karakterin gerçek hayatına ait anılara) yer vermesinden dolayı akıcılık çok aksamaya uğruyor. Anılarına , bazı olayları neden yaptığını açıklamak için başvuruların kısımlara lafım yok , fakat bazı yerlerde eskiden söylediği sözleri çok yersiz buldum. Ayrıca , Hz. İsa'nın yerini, gelecekten gelen birinin alması beni şaşırttı. Üzerinde biraz düşündüğüm zaman, bunun tarihi degistirmemeye uğraşmanın bir bedeli ya da geçmişe gitmenin bir bedeli olarak düşünüyorum. Kısacası , geçmişte sonuç olarak şimdiki benliğimizin bir karşılığı olmadığı için başka bir kişinin yerine geçme gereksinimi doğması(geçmişe gidebilmek için) gibi bir düşünceye sahip oldum kitabı okuduktan sonra. Ayrıca, kitabın çevirisi biraz kaba ve ağır buldum. Yinede kitabı hiç beğenmedim diyemeyecegim. Okunabilir.
172 syf.
·2 günde·Puan vermedi
“Geleneksel din beş para etmez,” demişti Johnny. “Zamana uygun değil yani. Cevabı kendi içinde bulman gerek.”

Bilimkurgu klasiklerinden okumaya devam etme düşüncesiyle fazla beklentiye girmeden aldığım bir kitaptı ancak beklentimin çok çok üstüne çıkmayı başardı.

Ana karakterimiz Karl Glaguer bir agnostiktir ancak bu konuda sorgulamaya ve araştırmaya sürekli olarak devam etmektedir. Kız arkadaşı Monica ile yaptıkları tartışmalar da onun kafasını karıştırmaktadır. Daha sonra bir arkadaşı tarafından icat edilen bir zaman makinesi ile yolculuk fırsatı karşısına çıkar ve İsa dönemine tanıklık etme isteğiyle o zamana gider. Olayların akışında hiçbir değişiklik yapmaması gerektiğini bilerek gittiği o dönemde olayların hiç de anlatıldığı gibi olmadığını gören Karl bunun üzerine olaylara kendisi yön vermeye çalışacaktır.

Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ama son olmayacağını söyleyebilirim dili güzeldi ve kitap çok akıcıydı. İki farklı zaman dilimini aynı anda anlatıp hem karakterin kafa karışıklığına hem de geçmişe gittiğinde olan olaylara aynı anda değinmesi benim çok hoşuma gitti.
Bilimkurgu olmasının tek özelliği zaman makinesiyle yapılan yolculuğu içeriyor olması olsa da bir çırpıda biten çok akıcı bir kitap, okursanız pişman olmayacağınıza eminim.
172 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
İşte İnsan, adının özelliklerini yoğun bir seviyede taşıyan romanlardan. Meraklı, atik ve yeri geldiğinde de yorgun... Bu yüzden belki de insanı anlatan en iyi romanlardan.

İnsanı bu derece iyi anlatabilmesi için olayların merkezine koyduğu karakterini iyi bir şekilde açık edebilmesi gerekir eserin. Bu yüzden defalarca karakterin geçmişine ve iç dünyasına ziyaretlerde bulunuyoruz. Bu ziyaretler kesinlikle gereksiz ve uzatılmış değil. Karakterimizin arayışının iç yüzünü ancak bu ziyaretlerin derin çözümlemesi sonucu görebiliyoruz.

Son zamanlarda görüntü yönetmenliğini üstlendiğim bir kısa filmde işlediğimiz meseleye fazlasıyla benzer bir alt yapısı var "İşte İnsan"ın. Bu yüzden analizi yaparken yakın zamanda üzerinde durduğum aynı konulardan da yardım alabildim. İnsan, başına gelenlerin sorumlusunu aramaya meyilli bir varlıktır. İnsan işe asla kendisinden başlamaz, bir sorun varsa kesinlikle başkasından kaynaklanıyordur. Kitabın sonunda da gördüğümüz gibi, her şeyi anladığında iş işten çoktan geçmiştir.

"İşte İnsan"ın derinliği burada. Karakterimizin zaman yolculuğu ile İsa zamanına gitmesi aslında tamamen kendi içinde yaşadığı sorunlarla alakalı. Kitabın sonu hakkındaki analizimi burada bas bas bağırmak istiyorum fakat bu sürprizin ırzına geçmek gibi bir şey olur. Sadece şunu söyleyebilirim; insan kendi içinde sorunlarını çözemeyen, çözemedikçe de kendi başına iş açan bir varlıktır. Sorunlara çözümü kendi içinde aramak kötü bir şey değildir. Kötü olmayı bırakın doğru olan zaten budur. Seninle ilgili bir durumdan senden başkası kolay kolay baş sorumlu olamaz zaten. Michael Moorcock "İşte İnsan" da bunu benim yaptığımdan daha sert bir dille yapıyor elbette. Yaklaşan son kendisini hissettiriyor, fakat ne kadar hissetseniz de çarpıcı etkisi yok olmuyor. "İşte İnsan" da kendinizden bir şey bulmuyorsunuz, kitap direkt sizi size anlatıyor.
172 syf.
·3 günde·Puan vermedi
"İşte İnsan" adının özelliklerini yoğun bir seviyede taşıyan romanlardan. Baş karekter Karl; meraklı, atik ve yeri geldiğinde de yorgun. Bu yüzden belki de insanı anlatan en iyi romanlardan. Argo cümleler vardı o konuda sadece rahatsız oldum, sebebi sürekli klasik ve tarih kitaplar okuduğum için bu tür kelimelerle karşılaşmadım veya alışkın değildim. Kitabın genel oluşumu çoğunlukla din ve felsefi bir hava barındırıyor. Zaman makinesi ile harmanlanmış bir teolojik roman kısacası. Kurgu ve öykü örgüsü oldukça güzel. konu derinliği yoğun. Eleştirel bakabilenlerin okumasını tavsiye ederim.
172 syf.
·7/10 puan
Bir zaman makinesi ile başlıyor her şey. Geçmişte bir güne gitmek gibi bir şansınız var. Geçmişte hangi zamana gitmek isterdiniz? Bana bu fırsat verilse sanırım bende bir peygamber zamanına gitmek isterdim. Asıl soru şu Geçmişteki olaylara tanık olmak mı yoksa geçmişi değiştirmek mi isterdiniz? Ya geçmişteki olayların bize anlatıldığından çok farklı olduğunu görseydiniz ne yapardınız?

Kitap bir zaman makinesinin içindeki yolculukla başlıyor. Kahramanımız Karl kendi zamanını kendi seçiyor.

Karl agnostik ama Tanrıyı sürekli arayan ve kafasındaki soruları yanıtlamaya çalışan bir genç. Karl zaman makinesinin ilk deneyi olmayı kabul ederek kafasındaki soruların başlangıç noktası olduğunu düşündüğü İsa dönemine gitmeye karar verir. Zamanda kendini kaybedip hiçte beklemediği bir durum içinde olduğunu görür. Tarihi değiştirmemek içinse elinden geleni yapar.

Kendi iç dünyasını etkileyen olaylara dönüşler yaparak bir anlatım sunulmuştur. Aklına gelen bu anıların sadece bir rüya olduğunu kendini inandırmaya çalışsa da gerçekliğinden hiç kopamaz.

Kitap bilim kurgusal bir anlatımdan çok tarih ve dini ele almış. Dini ne kadar sorgularsak sorgulayalım asla gözle görülür bir kanıt bulamayız. Sorguladıkça işin içine mantık girer ve dinden uzaklaşır sorularınızın yanıtını bulamazsınız.

Kitapta anlatılan din Hristiyanlık. Aslında bu dinin başlangıç noktasının batı olması sebebiyle doğuda yayılmadığı, eğer bir din olsaydı her yerde hakimiyet sağlayabileceği, aslında Hristiyanlık diye bir dinin olmadığı ve bu dinin içindeki öğretilerin çok sonradan oluşturulduğu ortaya konmaya çalışılmış. Bunu diğer dinler açısından düşünmekte mümkün denilebilir. Yahudilerin belli bir bölgede varlık göstermeleri, İslam dinin doğu merkezli olduğu için batıda yayılmadığı din kavramının aslında tarihi şartlar içerisinde insanları etki altına alan bölgesel bir hareket olduğu üzerinde durulmuş.

Kitapta beni cinsel içerikli anlatımların olmasının rahatsız ettiğini söyleyebilirim. Konu olarak beğendiğim bir kitap oldu. Dini, tarihi ve bilim kurguyu birleştirmek cesurca bir yaklaşım olmuş. Alatımın akıcılığıyla bir çırpıda bitebilecek bir kitap. İşte İnsan
172 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10 puan
İthaki yayınlarının bayılarak okuduğum bilim kurgu klasiklerinden bir diğeri daha bilim kurgu ögesi olarak zaman makinesinden başka bir şey olmasa da... İşte İnsan

Kitabı bitirdikten sonra “Ne okudum ben ya?” dedirtiyor. Kitapların arka kapaklarını spoi yemeyim diye üstün körü okuyan biri olarak kendimi şanslı hissediyorum çünkü kitabı bitirdikten sonra dönüp baktığımda arka kapakta tüm kitabın sırrı verilmiş.

Kitap boyunca asla böyle bir son beklemiyordum gerçi kitap beni hep şaşırttı bu yüzden çok kısa bir sürede bitiverdi.

Kitapta incilden sık sık alıntılar yapılmış ve flash backler ile farklı bir anlatım kazandırılmış bunlar hoşuma gitti ama diyalogların aşırı fazla olması beni rahatsız etti.

Genel olarak hızlı akan, insana din kavranını sorgulatan, dini arayışlarımıza farklı bir bakış açısı kazanmamızı sağlayan bir eserdi okumanızı tavsiye ederim...
Tuzağa düştüm. Batıyorum. Kendim olamıyorum. Diğer insanların beklentileri tarafından şekillendirildim. Herkesin kaderi mi bu ?
Michael Moorcock
Sayfa 66 - ithaki yayınları
Bu dünyada hak etmediğin hiçbir şeyi elde edemezsin. Ve her zaman hak ettiğin şeyi alacaksın diye bir kaide de yok.
Bu dünyada hak etmediğin hiçbir şeyi elde edemezsin. Ve her zaman hak ettiğin şeyi alacaksın diye bir kaide yok.
Michael Moorcock
Sayfa 67 - İTHAKİ
Bu dünyada hak etmediğin hiçbir şey elde edemezsin. Ve her zaman hak ettiğin şeyi alacaksın diye bir kaide de yok.
.
.
.
Hak ettiği şeye kavuşmayan bir sürü insan var.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İşte İnsan
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
172
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053758211
Orijinal adı:
Behold the Man
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
İşte İnsan
İşte O Adam
Wells’in hiçbir zaman hayal edemeyeceği Zaman Makinesi’nin ta kendisi.” –Brian Aldiss

Nebula En İyi Kısa Roman Ödülü

“KORKU OLMADAN DİN HAYATTA KALAMAZ.”

Tolkien sonrası fantastik edebiyatın öncü ve en önemli yazarlarından olan Michael Moorcock yalnızca yarattığı efsanevi karakteri Elric’le değil, Yeni Dalga akımının yükselmesine sebep olan editörlüğüyle de türün kaderini doğrudan etkilemiş ender yazarlardan. Moorcock’ın kendi sınırlarını bile zorlayıp tabuları yerle bir ettiği bilimkurgu kitabı İşte İnsan ise Jungcu psikoloji temel alınarak yazılmış en cüretkâr zaman yolculuğu romanlarından biri.

Kafası sorularla dolu, problemli bir genç olan Karl Glogauer, İsa Peygamber’in son aylarına tanıklık etmek için zaman makinesiyle 1970 yılından M.S. 29 yılına yolculuk eder. Kutsal Topraklar’da Vaftizci Yahya ile karşılaşan Glogauer, bu mucizelerle dolu bölgede Nasıra’ya ulaşmak ve İsa’yı bulmak için yola çıkar.

İsa’yı bulduğunda ise hikâye oldukça çetrefilli bir hal alır zira bu tarihi figür, Nasıra’da bir marangoz dükkânının gölgelerinde saklanan ve değil peygamber olmak, hayatta kalmak için bile başkalarına ihtiyaç duyan bir insandır. Gelecekte vuku bulmuş geçmişinin peşini bırakmayan hayaletleriyle, insanlık tarihinin olması gerektiği gibi yaşanmasını sağlamak için harekete geçen Glogauer, hem yolculuğun sonuna hem de sorularının yanıtlarına adım adım yaklaşır.

Tarih değişmesin diye tarihe müdahale etmenin bedeli nedir? Fikir mi gerçekliğin sebebidir yoksa gerçeklik mi fikrin?

İşte İnsan, yanlış sorulara verilen doğru bir cevap.

Kitabı okuyanlar 968 okur

  • Nur Sima Yıldırım
  • Ege Tikveşli
  • Umut Gök
  • volkan mazman
  • Özgün Coşkun
  • Murat Koş
  • Sinem
  • Dariru
  • Ceren selvi
  • İlhami Keleş

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.6 (57)
9
%17.9 (81)
8
%26.5 (120)
7
%20.1 (91)
6
%11 (50)
5
%5.7 (26)
4
%1.5 (7)
3
%1.1 (5)
2
%1.3 (6)
1
%0.9 (4)