“Bu göz kamaştırıcı görüntüyle büyülenen Gringorie, kuşkucu bir filozof, ironik bir şair olmasına rağmen, ilk başta bu genç kızın bir insan mı, bir peri mi, yoksa bir melek mi olduğuna karar veremedi.”
Savaşla birlikte ailesini kaybedip hayatın acı yüküyle bir başına kalmış bir kız. Yüreğindeki acıları sarmak için elinde kalan iki kuzusunu hergün Vardar nehrinin kenarında otlamaya götürürmüş.
Bir nevi Vardar kızın dertlerine dermanmış. Sesi çıktığı kadar bağırır, gözyaşlarını nehrin azgın sularına salarmış.
Karşıdan bu kızı seyretmekte olan çoban kayıtsız kalamamış ve kavalını çalmaya başlamış. Kız müziği duyup karşı tepedeki çobanı görmüş ve utanarak başını öne eğmiş.
Artık çoban hislerine hakim olamamış ve kavalı bırakıp sizlerinde çok iyi bildiği "Göçmen Kızı" şarkısının sözleriyle aşkını ilan etmiş.
Çoban:
Ben bir göçmen kızı gördüm Tuna boyunda
Elinde bir deste gül var hasret koynunda
Doğru söyle göçmen kızı annen var mıdır
Göçmen kızı:
Ne annem var ne babam kalmışım öksüz
Ne annem var ne babam kalmışım öksüz
Çoban:
Sen bir öksüz ben bir garip alayım seni
Alayım da gurbet elde sarayım seni
Çoban:
Telgrafın tellerinden haber var mıdır
Göçmen kızı:
Ne haber var ne mektup kalmışım öksüz
Ne haber var ne mektup kalmışım öksüz
Çoban:
Doğru söyle göçmen kızı haber yok mudur
Göçmen kızı:
Ne gelen var ne giden var kalmışım öksüz
Ne gelen var ne giden var kalmışım öksüz
Çoban:
Sen bir öksüz ben bir garip alayım seni
Alayım da gurbet elde sarayım seni.