Alice Miller "yetenekli" çocuk ifadesi ile; henüz çok küçük yaşlarda, ihtiyaç içinde bulunduğu sıralarda, ebeveynlerinin koşulsuz ilgi ve sevgisini kaybetmemek veya kazanmak adına, onların verdiği terbiyeyi/dayattığı kuralları içselleştirerek, kendi benliğini inşa etme şansını bir türlü yakalayamamış; ailesinin "uslu, hiç ağlamayan, belki kardeşlerine bakan, şikayet etmeyen, olgun" çocuklarını kastediyor, çocuk olamayan çocukların trajik yazgısını anlatıyor. Bu hikayenin trajik olmasının başlıca sebebi, kişinin çocukluk anılarındaki kendisi ile empati kuramamasından, şefkat besleyememesinden, ebeveynlerinin ona kendi yoksunlukları yüzünden yönelttikleri haksızca davranışlarının çocuğun normali haline gelmesinden kaynaklanıyor. Bilinçdışına itilmiş olan, ebeveynlere yansıtılamamış duygular: öfke, isyan, üzüntü... yetişkinlikte kendini bunalım olarak gösteriyor. Kendi benliğini geliştirememenin bunalımı kişiye kaybolmuş, kimliksiz, kendine yabancı, rol içinde hissettiriyor.
Eğer ebeveynlerinin arzularına karşı bu yüksek hassasiyet sahibi, yetenekli çocuklardan birisi iseniz kitabı okumak, sindirmek zorlaşabiliyor. Yine de, kitapta da belirtildiği gibi iyileşme sürecinin ilk adımı, çocukluk hikayemizdeki kendimizle empati kurabilmekten, bilinçdışına ittiğimiz duygularımızı bilinç düzeyine geçirerek farkındalık kazanmaktan, bunların yasını tutmaktan, kabullenmekten geçiyor.
Kitap oldukça sade, kavram karmaşasından uzak bir biçimde yazılmış. Teorik kavramlar yerine, bilinçli olarak danışan hikayelerine yer verilmesi, konuların anlaşılabilmesi bakımından çok yararlı olmuş.
Kendinizde ya da çevrenizdeki insanlarda anlamlandıramadığınız bazı davranışların nedenlerini, kökenlerini kavramanız konusunda bu kitabın yararlı olabileceğini düşünüyorum. Yine ebeveyn olmak isteyen