‘Tutunamayanlar’ dan sonra ölümünü kabullenemediğim tek yazar oldu Oğuz Atay..
Bu hayatta kaybedecek hiçbir şeyi olmaması, gidecek bir evinin, elini tutabilecek birinin, hiç ama hiç kimsenin olmaması; insanın..
Selim Işık; tutunmak için çırpınan, tutunmak için yaşamayı göze alan. sadece tutunmak için. Her şey tutunabilmek için..
Her şeye sahip ama hiçbir şeyi olmayan Selim.. Kendine ait odası vardı ama evsizdi. Elinden tutabilecek bir sevgili vardı ama tutamadı. Anlaşılması gerekiyordu-yaşıyorken, nefes alıyorken- ama kimse anlamadı.. Selim önemsenmedi, görülmedi, hissedilmedi.. Anlatılmadı, değerlendirilmedi..Bir gün tabancasını çıkararak ateş etti ve öylece göçüp gitti bu dünyadan.
Tutunamayanlar yarım bırakılmamalı, okunmalı ve anlamalı. Bir insanı anlayabilmenin zorluğunu görebilmeli, yakınımızdakileri yeniden tanımalı, kendimizle tekrardan konuşabilmeli..
Tutunamayanlar 1970’li yıllarda yayımlanmış ve beklenen ilgiyi görmemiştir. Halbuki Oğuz Atay, kendini öyle mükemmel anlatmış ki; öyle ağır, öyle sakin ve öyle telaşsız. Bütün karakterlerde görebilirsiniz onu, Selim’in anlaşılmazlığında, Turgut’un benliğini arayışında, Günseli’nin aşkında..
Kitap yorucu gelebilir, cümleler anlaşılmaz gelebilir ama bir kere de anlaşılmazlık içerisinde bulalım kendimizi.
Oğuz Atay’a -
‘Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda..’