Hislerle dolu, farklı hislerde dolu bir kitap. Farklı hissettim nasıl denir bilmiyorum, zaten hislerimi oldum olası anlatamamışımdır. Öte yandan incelemeler hisleri anlatmak için yokturlar, evet kötüyüm inceleme yazmakta. Neden yazmak için bu kadar çabalıyorum bilmiyorum, bilmiyorum neden her şeyde en iyi olmaya çalıştığımı. Belki de bazı şeyleri boşversem daha mutlu olacağım. Her şeyde sorumluluk almasam, bir bıraksam bazı şeyleri daha iyi hissedeceğim, bayağı iyi hissedeceğim. Belki de sadece biraz sorumsuz olmam gerekiyordur. Her neyse, yine hislerimi anlattım inceleme yapacağım derken, komik, hüzünlü, trajikomik. Bu kitap da böyle, benim gibi trajikomik. Hisler... Karakterlerin hislerini yaşıyorsun, komik ama gülemiyorsun, bazı komikler hiç güldürmez, ama komikler güldürmek için vardır, beğenmedim Faulkner olmamış bu, geçimini sağlamak için mi yazdın bu hüzünlü komiği, aceleye getirmişsin bir de, kırk yedi günde kitap mı yazılır, bilerek mi hem hüzünlü hem komik yazdın, yoksa aceleci mi davrandın bu iki tezatı bir araya getirmek için. Bölümler harmanlanmış adeta, sayıları mı bilmiyor Faulkner, yirmi beşten sonra on yedi gelmez, bunu bilmiyor. Bölümler karışık sanki, anlamak güç, okumak zevkli, olay örgüsü örülmemiş gibi. Sadece “Annem balık.” cümlesinin olduğu bir bölüm var, kitabın en kısa bölümü haliyle, bu cümlenin anlamını on küsür bölüm sonra anlayabiliyorsunuz. Anlıyorsunuz sonra canınız yanıyor. Karışık ama sarsıcı. Olmuş ama beğenmedim, hiç sevmedim. Herkese önereceğim nutkum tutuldu. Bilinç akışı tekniği kullanılmış bir de, böyle herkes tüm kafa karışıklığıyla konuşmuş da konuşmuş, on beş farklı kafa doluluğu var kitapta, on beş farklı bakış açısı, on beş farklı hissiyat, yoruldum ya yeter. Anneleri ölmüş çocukların, büyük abi Cash tabut yapıyor, marangoz