Beyaz Zambaklar Ülkesi
Her şeyin başı bilgiye olan açlık ile başladı ve yeniliğin açtığı ışık kimilerinin gözüne fazla parlak geldi. Kısıtlamalar zamanla ışığı söndürmeye ve tekrar içinden kurtulmaya çalıştığımız karanlığa, bizleri yakamızdan tutup sürüklemeye başladı.
İnançlarımız, umutlarımızla yeşeriyor ancak inanmak hiçbir zaman tam anlamıyla yeterli olmuyor. Somut hareketler içermeyen her bir fikir, adeta bir kibrit gibi olduğu yerde kendi başına yanar ve öylece sönüp gider. Eyleme geçemeyen fikirler de bir kibritten farksızdır. Fikirler ne kadar umut dolu, ne kadar hayat dolu ve ne kadar parlak olursa olsun eyleme geçmedikçe yitip gideceklerdir.
Kitap; ne olursa olsun, umudun var olduğu yerde yeşerip, inananlarla birlikte, eninde sonunda meyvesini veren bir bitki misali, beline kadar çamura saplanmış bir milletin, etrafından gelen tüm olumsuz seslere karşın, inancını kaybetmeden sadece çamurdan çıkışını değil, çamurdan bütünüyle kurtuluşunu anlatıyor. Değişim, ancak tepeden tırnağa olduğunda bu denli göze batar ve ilerleme kaydedilmiş olarak gözükür bizlere. Ancak toplumların zihniyetlerini, ideallerini, hayallerini değiştirmek ve onlara bir vizyon vermek aslında öylesine kolay bir çaba değildir. Değişimin en derinden başlaması gerekir. Toplumun en alt tabakası diye kimi zaman hor görülen kimi zaman aşağılanan ve sözde entel toplumumuzdan soyutladığımız o en derinlerdeki insanlardan başlar değişim. Eğer geldiğimiz yerleri sağlam temeller üzerine inşa etmezsek, ne kadar sağlam bir toplum bekleyebiliriz ki? Kitapta da böyle başladı; önce ilköğretim öğretmenleri ile temas kuruldu, ülkenin geleceğini sağlam temeller üzerinde inşa edebilmek adına, dinç beyinler ve onları şekillendirenlerin umuda olan inançları tazelendi. Ne de olsa, umudunu