Bugün bu soruyu kendime çok fazla sordum. Doğdum günden bu güne kadar kendi hayatıma tabulaştırdığım şeylerle yaşıyorum bunların ötesinde kimim kimiz? Kendimize ait olduğunu iddia ettiğimiz fikirler ile zamanla dönüşüyoruz değişiyoruz farklı şekillere giriyor bu fikirlerin uğruna saatlerimizi döküyoruz günün sonunda bir hiç için. Aslında pek bir anlamı yok bu kavganın ne anlamı olabilir ki kısacık ömrümüzü hali hazırda kendi yarattığımız kavramların fedaileri olarak yitirmek anlamı bu mu?
Farklı kültürlerde farklı hayatları benimsiyoruz. Bazıları cinsel tabularla bazıları duygusal bazıları ise doğmadan üstüne yüklenen ağır sorumluluklara dünyaya adım atıyoruz. Ayaklarımız sokaklarımızdan dışarı adım atsa dahi fikirlerimiz içinde bulunduğumuz dört duvarın ötesine çıkamıyor. Belki çoğu zaman çıkmak için özgürüzdürdür ama kim alıştığı ve bildiği yerden uzaklaşmak alışık olmadığı bir yerde yeniden her şeye başlamak ister ki?
Hayatın anlamı hissettiklerimiz ile sürüklenmek midir? Sevmek, sevilmek, sevişmek, hissedilmek. Nedir günün sonunda başımıza gelen yaşamın içinde yarattığımız şeyler uğruna bir ömür geçirmek mi doğru olan? Para için, kariyer için, ilgi için bu mudur yaşamın anlamı yoksa vazgeçip hissetmek duygulara teslim olmak daldan dala yeni hikayelerde yeni anılara ortak olmak en azından ölümün fısıltısını boğuk rüzgarlarda duyuncaya dek.
Ölüm bir gün gelecek. Hepimiz için. Zamanla izimiz silinecek oturduğumuz salonlar, kahkahalarımız, o çok sevdiğimiz anılarımız, hepsi bir gün bizimle birlikte yok olacak. Geriye hiçbir şey kalmayacak hepimiz bir gün hiçbir zihinde bir anı olarak dahi kalmayacağız. Bunu bilerek yaşamak anlam arayışını zorlaştırıyor çünkü kimse yitip gitmek istemez silinmek istemez kimse onemliyizdir çünkü biraz olsun sevilmek bilinmek var olmak