Hayat soyutlanma çabamıza rağmen zayıf düştüğümüz her anda bizi gafil avlayan duygularımızın oluşturduğu çatlaklardan bir avcı gibidir. Istemsizce ilgiye ve sevgiye muhtacız ve bunu arzuluyoruz. En karanlık gecede dahi hep bir mucize ve umut belirtisi son bir çıkış hayal ediyoruz tıpkı filmlerdeki gibi yaşamın bir anlamının olacağını eski hayatımıza elveda dedikten hemen sonra yeni bir sayfaya başlayabilmek. Tabi bu sadece yine o insana anlamsız umut pompalayan filmlerde olur. Gerçekte rasyonellikten kopan insan savrulur. Yaşadığı anlam kargaşasında yolunu bulamaz. Zamanını yitirir. Varolma çabası ile boş bayaller peşinde içinde bulunduğu sınıftan kopuk bir hayatı arzular. Hâlbuki dertlerimiz dahi sınıfsaldır. Sorun birazda bu bence modern toplumda kendimize ait olmayan dertleri benimsiyor işçi çocuğu. Sorunun sebebi bu bence birazda sorunlar sınıfsal dağıtılmıyorken çözümleri her tabakada farklı işliyor. Işçi çocuğunun sahip olması gereken dertler hayat geçim sıkıntısı ve para olması gerekirken eğer bir şekilde olurda farklı bir hayatı görme şansı olursa kendini oraya ait olabilecek gibi hissediyor. Psikolojinin bozulabilecegine inanıyor. Varoluşunu sorguluyor. Hayatının anlamlı olması gerektiğine inanıyor hâlbuki bu dertler olmasa hayatı boyunca çalışıp çocuklarına bakabilecek ve mezarlığında ailesi ile gömülüp mutlu bir şekilde olebilecekti ancak bugünün dünyası insanlara dertleri eşit şekilde çözümlerini ise her sınıfa farklı şekilde sunuyor.