Zahid

kulaklarım çınlıyor
Ruhumda esen rüzgârlar her geçen gün biraz daha sertleşiyor sanki. Yeni olan her şeyin üzerimdeki etkisi, günbegün sarsıcı bir hal alıyor. Belki de bu yüzden ara sıra, psikolojik destek almayı düşünmeden edemiyorum. İçimde kaybolmuş bir dengeye ulaşma arzusu, bir huzur arayışı var. Ancak, kurucu değerler diye belleğimde yücelttiğim, idealize ettiğim o duruşlar, yavaş yavaş zedeleniyor, kimi zaman yerle bir oluyor. Kim olduğuma dair olan inancım, kendi zihnimde dalgalanırken, benliğimi kaybetmekte olduğum düşüncesi de zaman zaman içimi yokluyor. Eskiden izlediğim bir dizideki Vietnamlı-Amerikalı bir karakteri hatırlıyorum; kendimi onun karşısında duran bir ayna gibi hissediyorum. Karakter, kökenlerini keşfetmek için Vietnam’a gittiğinde, o topraklara ait olmadığını, soyunun oradan gelmesinin, kimliğine pek de bir şey katmadığını fark ediyordu. Fakat doğup büyüdüğü Amerika’ya da yabancıydı. Araf’ta kalmış gibiydi; ne buradaydı ne de orada. İşte ben de biraz öyleyim sanırım. Yıllarca inşa ettiğim kusursuz kişilik imajı, her geçen gün değişiyor; doğrusu ne, yanlışı ne, artık kestiremiyorum. Bu topraklar, eğer benimse, ne anlamda benim? Bir yurt mu, bir ev mi, yoksa yalnızca bir parça toprak mı? Nereye ait olduğum, nerede durmam gerektiği meçhul. Belki de aidiyet dediğimiz şey, bir yer değil, içimizde çözümsüz kalan bir sızı.
Reklam
Kabullenme
Artık değişimin kaçınılmaz olduğunu hissediyorum; üstelik hiç ummadığım bir noktadan başlamış gibi. Kendimi bu dönüşüm içinde anlamakta zorlanıyorum. Nasıl olur da bu hale gelirim? Kendime bu durumu konduramıyorum, kendimi bu noktada bulmama inanamıyorum. Oysa böyle biri değildim. Şu an her şey karmakarışık. Geçtiğimiz birkaç yılda beni ayakta tutan, zihnimi berraklaştıran her şeye karşı bu kadar yabancı hissetmek, aidiyetin kaybolması, insanın içini yakıyor. Zor olmalıydı, ancak hiçbir şey hissetmiyorum. Hissetmem gerektiğini biliyorum; üzülmem gerekiyordu, ama üzülemiyorum. Keşke üzülebilseydim. İçimde, neyle dolduracağımı bilemediğim bir boşluk var artık. Amaçsız kaldım; yolumu, yönümü yitirmiş gibiyim.
Yaşamı yeniden keşfetmek, bir insanın içinde türlü duygular uyandırıyor; kimi zaman pişmanlık, kimi zaman tarifsiz bir mutluluk. Yeni deneyimlerin hayatta kalma isteğimi, her ilkbahar yeniden yeşeren çimler gibi canlandırması beni kendime döndürüyor. "Ben böyleyim," demekten bile uzaklaşıyor; gözlerini dünyaya yeni açmış bir bebeğin keşfetme heyecanıyla bakmak, her şeyi en ince ayrıntısına dek görmek istiyorum. Kendimi, çevremi, uzakları ve tüm bilinmeyen diyarlara ulaşmak istiyorum. Bu his, bir serüvenin eşiğindeymişim gibi büyüleyici geliyor. Duyguları tekrar en yoğun halleriyle yaşamak, soğuk bir günde derin bir nefes almak gibi. Şehrin gürültüsünde durup sessizliği dinlemek, her anı yeni baştan keşfetmek gibi. Yaşamak öyle güzel ki, bazen durmayı bile unutuyorum; kendimi o büyülü kaosa kaptırıyorum. Fakat aslında hayat böyle yaşanmamalı, öyle değil mi? Her ne kadar kısa bir ömrümüz olsa da, onu keyifle, acele etmeden, tadını çıkararak yaşamalıyız. Bazen bir treni kaçırmalı, onun ardından bakarak üzülmeliyiz; bazen de kahkahalarla gülüp, yaşamın tadını çıkarmalıyız. Tüm bu iniş çıkışlara rağmen, var olmanın neşesinden kopmadan yaşamak kolay değil belki ama nefes aldıkça hayat yaşamaya değer. Her an, her duygu, bir gün son bulacak olsa da, ben her daim o anın içindeyim. Tıpkı sonbahardan ilkbahara doğru açan çiçekler gibi, bir gün sona erecek ama bugün filizlenecek bir hayat var. Düşlediğim bir yaşam, rüyalarımı süsleyen diyarlar, zamansız açan zambaklar, güneşe dönen ayçiçekleri... Bugünden yarına köprü kuran tüm o hayatlar içinde, bugün filizlenecek bir hayat var. Bir gün o çimenlere uzanmak, gökyüzüne bakıp tek bir kelime bile etmeden, sadece var olmanın huzurunu hissetmek istiyorum. Bir gün var olmayacağımı bilerek, ama bugün burada olduğumu kabul ederek
Buradayız Her gün her saniye Geçmiş ve geleceğin arasında kaldık Ne bugünün keyfini yaşayabiliriz Ne geçmişi özlemle yâd edebiliriz Ne gelecekten bir söz edebiliriz Duvarlar üstüme doğru geliyor Sadece bu duvarlar sadece buradayken Göğüsüm daralıyor çıkana dek Kalbim sıkışıyor daralıyorum Yapılan yanlışa dur demez mi insan Tek tek saymalı mı Yanlış yanlışla kapatılır mi Hiç mi kıstas etmezsin geçmişi Defalarca aynı aptallık yapılmalı mı Değer mi hayat böyleyken yaşamaya Değer mi sevgisiz bir ömür geçirmeye Değer mi bütün bir ömür hiç etmeye Gülmeden heyecanlanmadan Yitip gitmeye denir mi ömür diye De Bu hayat
Büyümek
Büyümek hakkında anlatılanların hep yalan olduğuna inanırdım. Yaşadığım yıllar inançlarımı tek tek yerle bir etti. Inançlarımı kaybettim. Sımsıkı sarıldığım umudumu kaybettim. Neşemi kaybettim. Her çocuk gibi örnek aldığım o büyük insanlardan olurum diye düşünürdüm. Düşüncelerimi kaybettim. Bir şeyi çok istersek uğruna her şeyi yapardık yaparız sanıyordum yapmıyormuşuz. Sevmek sevilmek her şeyin üstesinden gelirdi gelmeliydi ancak gelmiyordu. Büyüdükçe hayatın büyüdüğüm sokağın dışında farklı bir etik değeri olduğunu ve insanlar bu etik değerlere bile saygı duymadığını gördüm. Uzaklaştım her şey çok sahte geldi. Insanlar sevdim sonra yabancı olduk. Arkadaşlar edindim çoğu artık yok. Yine her gece yastığa başımı koyduğumda tektim. Aslında hepimiz böyleyiz. Yitip gidiyoruz duygusuzlaşıyoruz gördüğümüz renkler soluklaşıyor vicdanlarımızı değerlerimizi kaybediyoruz. Yolun sonunu artık göremiyorum gittiğim ışık söndü yeni bir ışık bulmam gerek. Artık buralara ait değilim. Buralarda bana kucak açmıyor zaten. Ilkokul sıralarında heyecanla beklediğim büyümek bana hiç iyi gelmedi belkide devrin dışlanmışlarında yer bulduk. Bizimde sahnemiz burasıdır son perdede bizi selamlayanlar çıkana değin buradayızdır
Reklam