Ölüyorum dedi. Kastettiği şey fiziksel bir ölüm değildi. Içinde bir şeyler ölüyordu ve bunun farkında olan sadece kendisiydi. Anlatılamayacak kadar komplike ve bir o kadar uzun bir konuydu ki aynı zamanda ne önemi vardı. Bu dev dünyada duygularını yitirse bile ne önemi vardı. Insanları bununla meşgul edip zamanlarını çalmazdı.
Gün geçtikçe soyutlanıyor ve uzaklaşıyordu kendinden, toplumdan, ailesinden bir yabancılaşma içindeydi. Kimi zaman kendini dahi tanıyamıyordu. Sahiden kimdi onu yaşama bağlayan şey neydi bilmiyordu. Ne bir dini ne bir hayat gayesi hiçbir şeyi yokken hayatın anlamı neydi? Cinselliğe ve duygulara dünyevi hazlara ilgisi yoktu. Çapkın değildi kimdi? Ben kimim? Bu soru her an her saniye aklından çıkmadan dönüp duruyordu.
Eskiden kargaşadan korkar anlamsızlığı anlamlandırma çabasıyla yitip giderdi kendi de fark ederdi bu durumu. Şimdilerde sanırım önemi yok hiçbir şeyin. Dün bugün gelecek basit insanlardandık nede olsa olduğumuzde unutulacak unutulduğumuzda ölecektik yaşadığımız 70-80 yıla ne büyük sorunlar sığıyordu. Aslında büyük dahi değildi sorunlar. Tek sorun egoydu insanın kendisine verdiği o anlamsız büyüklükte ki anlam sorun buydu. Yarın ölse hiçbir şey olmayacağını kabullenebilecek bir et parçası olsaydı hayat daha güzel olacaktı. Kabullendi mi? Kabullenecek mi bilmiyorum. Bilemiyorum.