Bu sabah kendimi oldukça kötü hissediyordum. Sigarayı bırakmam gerektiğini fark ettim. Bir an geldi, nefes alamadım, tam on beş saniye boyunca, hayatımdan bir şeyler eksiliyormuş gibi. Zor bir andı. Dün bir etkinliğe katıldım. Pişmanlıklarımızı kağıda dökmemiz istendi. Yazacak bir şeyim vardı aslında ama unuttum. Oysa birkaç hafta önce, alışveriş sırasında aklımda yer eden bir anı vardı.
Kasada beklerken, arkamda dört çocuk duruyordu. Yaşları büyük değildi, içlerinden biri daha ufak tefekti, diğer ikisi de daha olgun görünüyordu. Ceplerinde yalnızca yirmi lira vardı. Büyük olan ikisi, paralarını dondurmaya harcamıştı. Küçük olan, onlara bakarak, “Bana da alır mısınız?” diye yalvardı. Fakat cevap acımasızdı: "Paramız kalırsa alırız," dediler ve onu aşağılamaya başladılar.
O an içimde, çocuğa bir dondurma alıp vermek istedim, fakat aynı zamanda istemedim. Kendi mantığımda haklıydım: Hayatın acımasız yüzüyle bir an önce tanışmalıydı. Yanındaki çocuklar ona zarar verecekti ve bunu anlaması gerekiyordu. Eğer dondurmayı ona alsaydım, belki o dersi almasına engel olacaktım.
Ama sonrasında pişman oldum. Hayatı bu denli romantize etmenin ne kadar anlamsız olduğunu düşündüm. Artık geçmişi geri getirme şansım yok. Umuyorum ki yanılmışımdır. Üzgünüm küçük çocuk.