Şimdi ilim de başa bela; nefsine galip geldiğini bilirsen mağlupsun, galip gelişine sevinirsen yine mağlupsun, mağlubiyetin galibiyet olduğunu bilirsen yine mağlupsun, mağlubiyetinle galibi küçümsersen yine mağlupsun, mağlubiyetine hiddetlenirsen yine mağlupsun, mağlubiyetine galibiyet hazırlığı gözüyle bakarsan yine mağlupsun, Allah bana daha iyilerini verir diye emniyet hissedersen yine mağlupsun, bana da iyi bir şey gelmez dersen yine mağlupsun, daha evvelki geçmiş mağlupları gözden geçirir sevinirsen yine mağlupsun, galipleri gözden düşürmeye kalkarsan yine mağlupsun, daha vakit var dersen mağlupsun, vakit tamam dersen mağlupsun, farkında olduğunu anlarsan mağlupsun, farkında değilmiş gibi yaparsan yine mağlupsun...
Gider gider gider, her yol cehenneme gider. Her yol cehenneme gider. Cennetin yolu yoldan geçmiyor demek ki. Yola çıkıp da oraya varmak mümkün değil demek ki. Yoldaki her şey varamamak üzere, oyalamak, sanmak, kanmak üzere demek ki. Hayat bu seraba bakış demek ki. Belli ki bu işler yoldan olmayacak, o yol bu yol değil. Yol da yok.
"Hakiki” edebiyat okuyordum, “ruhumu” ve kelimelere sığmayan hayatımı yansıttığına inandığım cümleleri, dizeleri bir deftere kaydediyordum. Mesela: “Mutluluk elini kolunu sallaya sallaya yürüyen bir tanrıdır...” (Henri de Regnier).