Ölümün bir an değil, bir süreç olduğunu düşündüm.
Ömür bir dalgaydı, uzaklardan gelip sonunda kıyıya vuran.
Ölüm bir süreçti, dalganın anbean kıyıdan çekildiği.
Bu müşterisiz lokantalara baktıkça, hayatta büyük bir boşluk oluşmuş gibi geliyordu bana. Bir kara delik var sanki hayatımızın ortasında. Depremin kırdığı yerkabuğuyla ilgisi olmayan devasa bir delik. Neşemizi, yaşama sevincimizi yutuyor. Sessizce gidiyorduk.
Aşkın da inanç gibi irade dışı bir şey olduğunu kabul etmek istemiyordum. Olunabilir diye düşünüyordum, tıpkı önlenebildiği gibi, âşık olunabilir de. Yeter ki emek ver, zaman harca. Ama bir faydası olmuyordu.
Bizde itiraf yoktur. Bizde bahane, mazeret, gerekçe, sebep, kulp, kılıf, bir dokun bin ah işit vardır. ‘Yaptım ama bi sor, niye yaptım’dır bizde itirafın karşılığı. Madem yakaladın suçumu, sor ki sebebini anlatayım, kıvırayım, dolandırayım, böylece asıl mağdurun ben olduğumu gör!