Bilmem ki söyleyeyim, acaba bilsem söyleyebilir miyim, insanın bildikleri söyleyebildikleri midir?
Yoksa bilmek feryat mıdır, bilmek söze mi dökülür göze mi, gözden mi dökülür, bu dökülenler nerdedir, birikir mi, kurur mu?
Çünkü en güzelin ve olağanüstünün o olduğunu, perişan bir teneke barakadan bozma evden fışkıran çiçekler olduğunu gördüm. Onun gibi olamadım. Yoksa evet, o kadarını bildim. Buna bildim değil de görüp bakışımın uzandığı yere gidemedim denir herhalde. O olmaya yetecek, olacak ve olduracak şeyi de buldum nice sonra, sade olamadım. Daha iyi dertlenebilecek kadar bildim.