Hayatın büyüsü, biraz da başımıza ne geleceğini bilmememizde ve genetik piyangonun bize sunduğu sürprizlerdedir. Her şeyin önceden tasarlandığı bir yaşamda "karakter" dediğimiz şey, yerini "tercih edilmiş teknik özelliklere" bırakır. İnsan, kendi hayatının öznesi olmaktan çıkıp, ebeveynlerinin veya bir şirketin "tasarımı" haline gelir.
Neyi kaybettiğini bilmemek, kaybın en acı halidir. Bir şeyi özlemek için onun varlığına dair bir hatıranız olması gerekir. Eğer her şey standartlaşırsa, o standart dışı "ruh" artık bir hayal bile olamaz.
Bu durum, hümanizmin sonu demektir; çünkü artık ortada "merkeze alınacak" bir insan değil, sadece kusursuzca işleyen bir mekanizma kalmıştır.