Eğilip doğrulan insanları, kürek seslerini, toprağın kokusunu ve mezar taşlarının ağartısını buzlucamın gerisinden görüyormuş gibiydim orada ağlarken. Dünya gözyaşlarımın içindeydi artık, dünya bulanıktı, dünya ıslaktı ve dünya kalın uğultular eşliğinde, etrafa buğular saçarak, hafif hafif titriyordu.
Demek seni gözünün içine baka baka aldattı ha, dedi. Bana dönerek yeniden; bir şey söyleyeyim mi, sana da zaten aldatılmak yakışırdı oğlum.
Bu sözleri duyunca duygulandım birden, ne diyeceğimi bilemedim, usulca yutkundum. İçimden kalkıp babama sarılmak geçti aslında ama yapamadım bunu, baktım sadece. O da bana baktı gözlerini hiç kırpmadan. O an, birbirimize bakışlarımızla sarıldık sanki.
Bir şeyi saklamanın en iyi yolu onu herkesin görebileceği bir yere koymakla olur.
Çoğu zaman benim de kullandığım yahut çevremdeki insanların benim üzerimde kullandığı bir durum. Ben bakar körleedenimdir. Gözünün önündeki objeleri göremeyenlerdenim. Yazarın da kitapta genel olarak bahsettiği bir durum tespitidir bu. Eğer ki olaylarda ufak bir detayı atlarsan bil ki bu senin enerjini daha çok harcamana ve yanlış yollara yürümene neden olacaktır diyor. Bunu da eserde gayet güzel bir şekilde bize aksettiriyor.